Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kurbanlıklar (3)

Radikal · 22 Haziran 2003

Günümüzde ne yazık ki çoğalan örneklere baktığımızda, gerek ölüme giderken başkalarını da sürükleyen canlı bombaların, gerekse kendisini yakarak başkalarının vicdanını cezalandırmayı amaçlayanların, eylemlerini iki tanımlı tek nedene dayandırdığını görüyoruz. Tanımlar dava ve din, neden inanç. İster siyasal olsun, ister kutsal, bu kişiler aşırı bağlandıkları dava ya da dini kendi varlıklarının önüne geçiriyor, kendi yaşamından daha çok önemsiyor, önce sorgulamaktan caydığı inancın hizmetine giriyor ve zaten sonra yaşam hakkından da vazgeçip o inanç uğrunda ölmeye hazır hale geliyorlar.

Uğrunda ölünecek tüm dava ve dinlerde, kişinin bireyselliğini yok edip inancın hizmetine veren doktrinler, yaşamdan fedakârlığın karşılığında ne tuhaftır ki aynı ödülü koymuşlar: Şahadet. Laik dava uğruna ölene de şehit deniyor, din uğruna ölene de. Çünkü bu tür doktrinlerde dava da savaş hali, din de.

Din ya da davaya kayıtsız şartsız, özellikle de sorgulamasız inanç, elbette bir tutsaklık hali. En tehlikeli yanı, tutsağın özgür düşünce bilincini yitirmiş olması. Örneğin İran'daki mollalar rejimine muhalif Müslüman Marksist, Halkın Mücahitleri örgütü üyeleri, 'özgürlük simgesi' olarak kutsadıkları liderleri Meryem Recavi tutuklandı diye kendilerini yakıyorlar. Sorgulama yeteneklerini yitirmemiş olsalar, her şeyden önce bir lidere böyle tapınmanın Müslümanlığa aykırı, materyalist düşünceye büsbütün ters, özgürlük kavramıyla kesinlikle bir arada anılamaz olduğunu anlayacaklar. Sorgulayan ve kuşkulanan bir mantıkları olsa, örgüt içinde kurulan tartışılmaz otorite ve disiplinin, İran'da mücadele ettikleri şeriat rejiminden hiç de farklı olmadığını kavrayacaklar. Niçini geçip, nasıl savaştıklarına bir dönüp baksalar, amaçları İran'ı kurtarmak yerine, İran'a 'ihanet' ettiklerini, sevdikleri halkın da kendilerini 'hain' bellediğini görecekler. Çünkü Halkın Mücahitleri, İran'nın düşmanı Saddam Hüseyin'in beslediği bir örgüt olup Irak'ta konuşlanmış, İran/Irak savaşı sırasında da Saddam'ın ordusuyla birlikte kendi halkına karşı savaşmış, ister molla yanlısı olsun

ister karşıtı, İran halkının ezici çoğunluğu tarafından nefret edilen bir organizasyon. Dün Saddam'ın beslediği, bugün Irak'ta Saddam'ı deviren ABD'nin İran'a karşı kullanmaya başladığı bir robotlar ordusundan ibaret! Lider kültü ve yoldan ayrılanı vuran bir otorite çerçevesi içinde, lideri kim ne yana çekerse o yana giden, sürekli tek gerçeği hep yabancıların emrinde olmak olan bir topluluk.

Öğretisini sorgulamayı, kuşku hakkını yasaklayan bir doktrin, adı dava da olsa din de, özgürlüğe taban tabana zıt ve totalitarizmin ta kendisidir. Çünkü özgür düşünce, kuşku duymak ve sorgulamakla başlar. Uğrunda intihar eden ya da yolunda tesadüfen ölene 'şehit' dedirten inanç tellalları, biliniz ki 'özgürlük'ten, olanın yerine kendi otoritelerini geçirmeyi anlarlar. Özgür düşünceyle bağlarını koparttıklarından, gerçeklerden de koparlar. Örneğin Türkiye'de mürteci takımı, 1999 İzmit depremini 28 Şubat kararlarına bağlamış, türbanı yasaklayan zihniyeti Allah'ın cezalandırdığını söylemişti. Önceki gün, Kayseri'de tüp patladı, hafız okulu ve Kuran kursu çöktü, 10 çocuk öldü. Dincilerin mantığıyla, Allah o okul ve kurslara giden çocukları mı cezalandırmış oluyor, yoksa onları oraya gönderen ana-babaları mı? En azından Allah niye onları bu felaketten korumadı diye kendilerine sormaları gerek. Ama sormazlar. Çünkü sorguladıkları an, ellerindeki en büyük manipülasyon aracı, inanç sarsılır, özgür düşünce başlar. Başlayınca da nerede biteceği belli olmaz.