Milli eğitimsizlik
Radikal · 25 Haziran 2003
Türkiye'de her altı ayda bir kaldırım sökülüyor, kaldırım döşeniyor. Yol bozulup, yol yapılıyor. Hepimiz biliyoruz ki bu durum, birilerine vurgun üstüne vurgun olanağı sağlıyor. Vurgun kaynağının tükenmemesi için de yol çalışmalarının hiç bitmemesi gerekiyor. Bir başka deyişle, Türkiye'de sürekli bir kaldırım döşeMEME, yol yapMAMA çalışmaları var.
Ama bir gerçek daha var: Döşenen kaldırımlar, dökülen asfaltlar zaten iki ay sonra çöküyor, yeni vurgun zamanı geldiğinde yenilenme zorunluluğu da ortaya çıkmış oluyor. Neden? Çünkü Türkiye'de, ne müteahhit, ne mühendis, ne kalfa, ne de işçi çalıştığı iş nasıl yapılır, kaldırım nasıl döşenir, asfalt nereye, nasıl, ne kadar dökülür, bilmiyor! Aynı bilgisizliği ve ilgisizliği, ülkenin yapılaşmasında da görüyoruz. Türkiye'de standart dışı kaçak binaların sayısı, standartlara ve yasalara uygun yapılardan çok daha fazla. Mimarlık, mühendislik ürünü az sayıda yapıda bile kimi zaman elektrik prizi takılı kordonu çekerken duvardan fırlıyor, musluk yerinden oynuyor, kapı pencere sapı elinizde kalıyor. Halkımızın büyük bölümü yapısal girişimciliğinde yasallık, plan, mimar, mühendis aramıyor. Kendi yaptığı ya da vasıfsız işçiye yaptırdığı da tabii sağlam olmuyor. Ancak bir gün tepesine çökecek evini, ölçüm, biçim, mimar, mühendise gerek duymadan yapıp oturan aynı halkımız, çocuğunu mimar-mühendis olsun diye üniversiteye göndermek istiyor. O çocuklar, üniversiteye girebilirlerse mimar, mühendis çıkıyorlar.
Ama çoğu, ne mimarlık yapabiliyor, ne mühendislik. Kimi tüccar oluyor, kimi esnaf, kimi de hiçbir şey.
Çünkü başta ana-babası duymamış ki, içinden çıktıkları toplum onlara gereksinim duysun?
Oysa mimarlık mühendislik yerine, iyi bir kalfalık eğitimi verilse o çocuklara, belki de sonuçta mimarsız mühendissiz bile, sağlam binalar yapabilirler.
Ülkemizde ibadullah mühendis var, vasıflı işçi yok. Mimar mebzul, yetkin kalfa namevcut. Doktorların sayısı, hemşirelerden çok. Ekonomistlerin miktarı, muhasebecilerden kat kat fazla. Örnekleri çoğaltabilir, her alana yayabilirsiniz: Türkiye'nin gerçeği, istihdam edilemeyecek sayıda yetkili yaratmak ve icraat üretememektir. Çünkü bir yöneticiye en az iki uygulayıcı yetiştirmek gerekirken, ülkemizde bu mantık tersine çevrilmiş ve eğitim sisteminden bir vasıflı uygulayıcıya karşı dokuz yönetici çıkmaktadır! Bu sistemin sonucu olarak da örneğin hiç eğitim almamış hastabakıcılar hemşire olarak istihdam edilmekte, yanlış verilen ilaç, yanlış vurulan iğnelerden her yıl yüzlerce hasta nasibini almaktadır. Aynı gerçeği, çarpık yapılaşmadan yol yapımına, çaycıların bazen memur gibi kullanıldığı devlet hizmetlerinin tüm katmanlarına uzatabilirsiniz.
Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, her yıl nüfusun yüzde 4.5'i üniversite kapılarına yığılmaz. Türkiye'de, üstelik her yıl artarak yığılmaktadır. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, bir buçuk milyon gence reva görülen bu haksız, acımasız, çağdışı ÖSS'ye benzer bir sınav yok. Öğrenciler ortaöğretim sırasında yetenek ve isteklerine göre yönlendirilir, seçtikleri lise bölümünü bitirme başarılarına göre de uygun yüksekokul ve üniversitelere ayrı bir sınavdan geçmeksizin girerler. Giremeyen de iki yıllık meslek okullarında uzmanlaşır, hayata atılır. O kadar. Zaten girmek istemeyenler, ortaöğretim sürecinde meslek edinip, uzmanlaşmışlardır.
Türkiye'de birkaçı hariç, üniversitelerin geniş genelinden hiçbir şey öğrenilmeden çıkılıyor. Ancak; eğitim kalitesi son derece düşük, zaten istihdam alanı da olmayan bu üniversitelere girmek için, çocukların dağarcığına HİÇBİR BİLGİ EKLEMEYEN, parazit ve pahalı bir dershane sisteminden geçmek gerekiyor. Çarpık bir eleme sisteminin yaratığı, dünyada başka örneği olmayan bu ucube dershane 'aracılığına' harcanan para, ortaöğretimden yükseköğretime, eğitim sisteminin içinde bir rehabilitasyona harcansa, ne ÖSS kalır, ne de üniversitelerdeki yetersizlik ve düzeysizlik oysa. Hal böyleyken, Hüseyin Çelik bakanlığındaki Milli Eğitim neyle uğraşıyor? Meslek liselerinden üniversiteye geçişi kolaylaştırmaya.
Ne vermek için çocuklara? Kazanılmayan bir birikim, öğrenilmeyen bir meslek, kullanılmayan bir sıfat ve tabii, geniş genelinde işsizlik.
Geğirtiden borazan imal edildiği gün, Türkiye'nin de imam ve hatipleri astronom olacak.. mı dersiniz? Profesörler de imam-hatipliyse tabii astronom diplomalarını alırlar da, İstanbul Belediyesi'nde kaldırım mühendisi olarak istihdam edilince, yine altı ayda bir yol 'yapamaz'lar ancak.