Ameriki,Amerika
Radikal · 27 Haziran 2003
Geçmişi bilmemek, geleceği öngörememektir. ABD'nin Dabılyuh Buşkanı, birbirine bakan maymun gözleriyle elbette ne tarihten bugünü, ne de bugünden yarını kapsayacak bir görüş açısına sahip değil. Zaten verdiği kararlar da kişisel kararı değil, kendi yerine düşünmekle görevli birtakım adamların sunduğu seçeneklerden birini kabullenmekten ibaret. İşte bu yüzdendir ki Bush oğlu Bush'tan, kendisinden 2 bin 500 yıl önce yaşamış Pindare'nin düşünüp taşınıp, 'Savaş ancak acemisine hoş gelir,' sonucuna vardığını bilmesi beklenemez.
Ama kendisi gibi has Amerikalı, kendisi gibi milliyetçi, dindar vb. olup üstelik 1956 yılına dek yaşayan ve yazan mizahçı, eleştirmen ve gazeteci Henry Louis Mencken'i de mi bilmez bu badem, pardon âdem ya da onun yerine düşünen feld, fitz takımı? Mencken ki iki dünya savaşı görmüş geçirmiş
ve "Savaş, bir ülkeyi üç orduyla baş başa bırakır: Bir sakatlar ordusu, bir ağlayıcılar ordusu, bir de hırsızlar ordusu..." diye yazmıştır, 1946'da.
Dönelim bugüne. Bağdat'tan bir sahne. Fransız gazeteci Tanguy Bey, Marianne dergisine Al Mansur semtinde tanık olduğu bir anı aktarıyor:
"Anayolda alışıldık bir check point. Yan yana dizilmiş zırhlı araçlar, parmakları tetikte GI'lar ve alçaktan uçarak yerdekilerin tepe güvenliğini sağlayan helikopterler. Bir Iraklı, 'Saddam'ı bulmuş olmasınlar?' diye dalga geçiyor. Oysa olup biten daha basit. Silah taşıdığından kuşkulandıkları bir arabayı kenara çekmiş, tırım tırım arıyorlar. Bulamayınca, daha iştah açıcı bir ganimete yumuluyor askerler. Araba sürücüsü ve yolcusunun tümüyle yasal binlerce dolarına. Ama Iraklı sürücü ve yolcu, askerlere pabuç bırakmıyor. Bir subayın dikkatini çekmeyi başarıyorlar. Arama yön değiştiriyor. Askeri polis yetişiyor ve bir GI'yı kelepçeleyip götürüyor. Sokakta manzarayı seyreden bir Bağdatlı: 'Ameriki, Ali Baba!', diye bağırıyor. Yani hırsız diyor, Amerikalılara. Yoldaki check point derhal kaldırılıyor..."
Irak'ta konuşlanan zaten paralı Amerikan ordusunun üçte ikisinin, Amerikan vatandaşlığı kazanmak karşılığında Irak'a gönderilmeyi kabul eden göçmenlerden oluştuğunu daha önce bu sütunda yazmıştım. Ama hırsızlığa yatkınlıklarını akıl edememiştim doğrusu. Vatanları için değil, inandıkları bir dava için değil, para ve Amerikan yurttaşlığı karşılığında Irak'a gönderilen bu askerler, bu savaşı kazanamayacak, dostlar. Çünkü savaş bitmedi, yeni başlıyor ABD ve İngiltere için Irak'ta. Sokak aralarında kim vurduya gitmek, gölgede 45 derecelik bir sıcağa tahammül savaşı bu. Türkiye'ye nasıl yansıyor bilmiyorum, ama her gün Pentagon'un basın sözcüsü buz gibi bir sesle açıklasa da, bir Amerikalı iki ateşten birine kurban gidiyor. Avrupa basınında, 'Irak, ABD'nin Çeçenistan'ı olacak mı?' sorusu soruluyor haince bir keyifle. İşgalin ikinci ayı dolmadan öldürülen Amerikalı ve İngiliz askerlerin sayısı, 56. Henüz 12 yıl boyunca her gün ortalama 13 Amerikalı askerin öldürüldüğü Vietnam rekorundan uzak bir tablo. Ama giderek artan Arabistan çölleri sıcağı, giderek örgütlenen gerilla direnişiyle birleşince, örneğin ağustos ayında bir katliam yapabilir Anglosakson ordularında.
Ne sayıklıyor bizim Dışişleri Bakanı? Abdullah Gül, Irak'ın hangi 'yeniden yapılanmasından' Türkiye'ye pay umuyor hâlâ? ABD ve İngiltere, halen tam bir acz içinde Irak'ta. 7 bin kilometrelik petrol boru hattını 3 bin kişiyle koruyamıyor, asker sayısını iki katına çıkarmayı, yani kilometre başına bir asker dikmeyi planlıyor. Bunu da yazmıştık: Yalnız kuyularını koruyabildikleri o petrolü taşımaları için, o boruların her metresine asker dikmeleri gerekecek yakında. Ya da taşıyamadıkları petrolü, içmek zorunda kalacaklar.
Irak'ta hava kurşun gibi sıcak. Araplar, ince, bol ve beyaz entarileri içinde alayla bakıyor; devriye gezen işgalcilerin kafaları kask tencerelerde, sırtları çelik yeleklerde, ayakları postallarda pişiyor. Her biri henüz rafadan yumurta, kayısıya yüz tutmakta yavaş yavaş. Amerikan Boy'larında 'spleen' var. 'Ben var eve dönmek ister' dönemi başladı orduda. Eh, yaz ishali de kapıda.
Iraklılar, kan ter içindeki GI'lara bakarak: "Terledikleri zaman bile bize benzemiyorlar!" diyorlar. Ama Iraklıların benzetemediği pembe beyaz Anglosaksonlar, hırsız ya da pişmiş yumurta, birbirlerini bir şeye benzetecekler yakında.