Nankör Türkiye
Radikal · 4 Temmuz 2003
Türkiye'de tüm hükümetler, iktidara gelince para aramaya başlar. Devlet kasası kendilerinden öncekiler tarafından soyulmuş, tamtakır bırakılmıştır.
Hep öyle derler. Zaten onlar da kaynak bulur bulmaz soyacaklar, aynı kasaları bir sonraki hükümete tamtakır bırakacaklardır. Suçlu, hep önceki hükümetlerdir. Nedense hiçbir iktidardaki muktedire, suçüstü yapılamaz. Devleti ve milleti soymak, işlendikten sonra suç sayılan bir eylemdir. Failler, herkesin gözü önünde çalar çırpar, malı götürüp iktidardan düştükten sonra suçlu sayılır, ama cezalandırılamaz. Meclis komisyon kurup soruşturur, öyle çalmışlar böyle götürmüşler denir, delil yetersizliğinden beraat edilir ve soruşturması bir sonraki hükümete yüklenecek yeni soygun programına geçilir.
AKP iktidarı da tırım tırım para arıyor. Dağlar, denizler, ormanlar, sit alanları, okullar, her şey satılık. Ancak durum mu daha kötü, bunlar mı bilinmez, hiçbir satıştan para gelmiyor. Kamunun malını mülkünü geçtik, para basan kaynakları para etmiyor, bedavaya gidiyor. Hem de bedavayı bile ödemeyecekleri belli, profesyonel soygunculara.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'Ucuza gitti' dediği Petkim'in Uzan gurubuna satışı, bizzat kendisinin başkanlık ettiği Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından onaylanıyor. Oysa yine bizzat kendisinin başbakanı olduğu hükümet, aynı Uzanlara bir önceki hükümetin sattıklarına el koymuş oluyor ve bu grubun neyi nasıl satın alıp 'ne ödediğini' yakından biliyor.
Yani tuhaf tüccarlardan oluşan, tuhaf bir hükümetle karşı karşıyayız. Sineği bulsalar yağını çıkaracak gibi görünüp, sineğe yağ satmaya çalışıyorlar. Kafayı satmaya takmışlar, bedelini istemeyi unutuyorlar, adeta. Ticarette bedeli alınmayan satışa ne denir acaba? Bağış mı, hediye mi? 'Ver kurtul' modelinden yeni bir ekonomi sistemi yarattılar desek, örneğin sit alanlarının satışında, neyi verip ne gibi bir yükten kurtuluyoruz, belli değil. Sit alanları, Türkiye'nin turist çeken, döviz getiren, sürekli para akıtan bir kaynağı. Kaynağı satıp kurutmak, altın yumurtlayan tavuğu kesmek değilse nedir?
Ama Türkiye, altın yumurtlayan tavuklara nankörlük etmeye alışık. Yalnız bu hükümete değil, daha öncekilere de her yıl yolunan tüyleriyle altın yumurtlayan gurbetçi vefası alıştırdı Türkiye'yi buna. Ülkemizin en düzenli döviz geliri, en kötü zamanlarda ilaç olan Avrupa'daki işçilerimiz, yine çile yollarına düştüler bu yaz da. Anavatana arabalarıyla gelenler, Bulgaristan'da yine kaz gibi yolunuyorlar. Soyula soyula geliyorlar yine de. Bugüne değin hiçbir hükümet ve sonuncusu, gurbetçilerin Bulgaristan'da verdikleri haraçla, rüşvetle ilgilenmedi. Devlet eliyle hırsızlık yapan Bulgaristan'a dur diyemedi. Umurlarının teki değil, o gurbetçi oyula soyula geliyor nasılsa.
Bir de denizyoluyla gelenlerin içler acısı halini görseniz... Türkiye, her yıl bağrına dönen, 40 yıldır yaşadığını değil, artık üzerinde bile doğmadığı toprağını vatan belleyen bu insanları, insani koşullarda Türkiye'ye taşımaktan aciz. O insanlar ki, paralarını Türk bankalarıyla Türkiye'ye gönderip, Türkiye'de biriktirirler. Evlerini barklarını Türkiye'den alırlar. Yatırımlarını Türkiye'ye yaparlar, kör değneğini beller gibi. Ve Türkiye arabalarıyla gelmek isteyen onları, denizden bile taşıyamaz. Çünkü para arayan Türkiye denizyollarını unutmuştur; bırakın yerli ya da yabancı, turistleri denizden getirmeyi, denizyollarının bir gelir kaynağı olabileceğini aklına getirmez.
Devamı yarına.