Ayılana greyfurt
Radikal · 9 Temmuz 2003
"Olay, politikayı yönlendirmemelidir. Tam tersine, olayları yönlendiren politika olmalıdır."
NAPOLYON BONAPART
Türk basınında yakın zamana kadar yazısız bir kural vardı, 'Ermeni soykırımı' tamlaması, tamlamayı kullananın ağzına biber sürülmemesi için başına iddia şerhi, 'sözde' konularak söylenir ve yazılırdı. PKK ile düşük yoğuluklu savaşta ise 'sözde'ler sıcak temasta genleşme özelliği gösterdiğinden, K ile başlayıp Ü ile devam eden tüm tamlamalar, hayli uzun geçici bir süre için tedavülden kaldırılmıştı. İşte bu yüzden, Amerika'nın birinci Körfez Savaşı sonrasında, Irak'ın kuzeyinde kurulan 'şeye' uzun zaman ne diyeceğimizi bilemedik. Hâlâ da biraz zorlanıyoruz, ama Talabani, Barzani gele, Malabani, Marzani gide, bizden çoook uzaklarda, Patagonya'nın Kürt eyaletinden söz eder gibi, Kürdistan demeyi başardık. Ama yine de, önüne ardına bir kulp eklemeden, kısaca ve tek başına 'Kürdistan' diyemiyoruz. Başlıbaşına söylemek gerektiği zaman, bölgenin adı, Kuzey Irak. Kürdistan'ın adı, yalnızca bölgedeki partiler anılması gerektiğinde var: Kürdistan Yurtseveler Birliği KYB, Kürdistan Demokratik Partisi KDP, dendiğinde falan.
Oysa bu hep böyle değildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Kürt de vardı, Kürdistan da denirdi. Bizzat Atatürk'ün ağzından hem de. Ne zaman ki Kürtler 'dağ Türkleri' olarak yeniden yaratıldılar, Kürdistan da 'Güneydoğu'yla sınırlandı, sorun başlamıştı ve PKK sorunun doğurduğu açığa saldırırken, ABD de boşluğu doldurdu.
Türkiye, sınırları içinde patlayan son Kürt yangınını elbet PKK'ya karşı, ama ABD'ye rağmen söndürür gibi oldu. Söndürdü demek yanlış olur, çünkü Kürt sorunu, yalnız Türkiye'nin değil ve zaten közü Türkiye'de değil. Hatta Irak'ta, İran'da, Suriye'de bile değil; Washington'da.
ABD, dünyaya egemen olmak isteyen herhangi bir süper gücün yaptığını yapıyor: Kimi neresinden zayıf görürse, orasından vuruyor. Türkiye'nin en büyük zafiyeti de belli: Kürtler ve güney topuğundaki Kürdistan.
Türkiye'nin sorunsalın kimliğine ve istemlerine koyamadığı adları ABD koydu ve Kuzey Irak'ta bir Kürdistan kurdu. Olaylara yön veremeyip, olayların yönlendirdiği politikasıyla Türkiye, neden sonra Kürt kimliğini, Kürtçe dilini tanıdı. Ama yara kapanamadı. Çünkü ABD, Irak'ta cerahati besliyor. Bize karşı besliyor, İran'a, Suriye'ye karşı besliyor. Hatta bölgede tam egemenliğini kurabilmek açısından, bizim sınırlarımıza sınırı olan tüm ülkeleri sarabilecek, güçlenmelerine engel olacak, kafayı diktikleri an patlatabileceği bir cerahat deposuna ihtiyacı var.
Tarih boyunca, İran'dan Osmanlı'ya, Osmanlı'dan İran'a manipüle edilen, bölgede egemen güçlerin maşası olarak kullanılan Kürtlerin bir bölümü,
Kuzey Irak'taki yeni egemen gücün emrine girdiler: ABD. Ne var ki ABD, Irak'ta efendi olamadı.
Halen ve giderek artan bir nefret trendi içinde, tek tanıma uyuyor: İşgalci. Ve Kuzey Iraklı Kürtleri, en azından kendi bölgelerinin dışında 'işbirlikçi'lerin kaçınılmaz hazin sonu bekliyor.
Süleymaniye'de ABD ordusunun Türk askerlerine, dolayısıyla Türkiye'ye karşı yaptığı saldırıdan bir ders almak, bir de politika çıkarmak mümkün aslında: Alınacak ders, Türkiye'nin dost, müttefik ve velinimeti bellediği ABD'nin Türkiye'yi bırakın saymayı takmayı, hiç tanımadığı, tanımaya ve maceralarını izlemeye gerek bile görmediğidir. Colin Powell'in, Abdullah Gül'e: "O askerleriniz ne kadar zamandır orada?" sorusu bile bu ilgisizliğin ve bilgisizliğin kanıtıdır. Amerika, Türkiye'nin efendisidir, o kadar. Ve istihbarat yürütüp yürütmediğinden kuşkulandığı uşağının odasına istediği zaman girer, karıştırır, malına da el koyar, canı isterse bir de tokat çakar. ABD'nin Türkiye'ye Süleymaniye'de çaktığı tokadın hesabını kim soracaktır?
Bu hükümet mi? Yoksa hâlâ, "Bak Irak'ı beraber işgal edip birlikte talan etseydik, it iti ısırmaz, Amerika da suç ortağı Türk askerine dokunmazdı!" diyenler mi koruyacak ulus şerefimizi? Anladığım kadarıyla Türkiye'nin suratına Süleymaniye'de 'greyfurt sıkan' Amerika, bu olaydan bile hâlâ Amerika'yı değil, Türkiye'yi sorumlu tutan kimi Türklerin suratına
tükürse, aralarında yağmur yağdı diyecekler var.
Oysa Türkiye, hükümet karikatürü olmayan bir hükümet tarafından yönetilse, olaydan çıkarılacak bir politika da var: Bölgedeki Kürtler, artık bölünmüştür. Kuzey Irak'ta Amerikan ordusuyla işbirliği yapan ve Bağdat'ta Amerika'nın maşası olarak kullanılmaya hazırlanan Kürtler, işbirlikçi efendileriyle birlikte Irak'ta işgalciye karşı yükselen nefretin ve ileride terörün hedefidirler artık. Başka sınırlar içre yaşayan Kürtlere de övünülecek bir örnek oluşturmuyorlar!
Bizim kardeşlerimiz, bizim yurttaşlarımız Kürtleri bu kez, bu noktada yalnız bırakmamak, hasım değil dost olarak sahip çıkmak, insanlık haklarına sakıncasız ve eşit saygı göstermek, tüm ülkenin kaderini olumlu yönde değiştirir.