Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

İşte netice,buyrun Hatice’ye

Radikal · 13 Temmuz 2003

Dünya Nüfus Günü dolayısıyla verdiği 'hikmetyar' demeçte, "Genç nüfusa sahip olmak, Türkiye'nin dinamizm ve gelişme potansiyeli kaynaklarına zenginlik katıyor. Bu potansiyelin yaratacağı güçle ve kaynaklarımızın doğru ve akılcı kullanımıyla, hedeflerimize ulaşmak mümkün olacak," diyen Recep Tayyip Erdoğan'a, adı bende saklı genç bir okurumdan aldığım mektubu ithaf ediyorum:

"...Her şey güzel de, biraz da İSTİHDAM konusunda bir şeyler deseniz! Örneğin biz, kredili sistemin ilk çocukları olarak dernek kursak yeridir. Belki de sloganımız şöyle olurdu: 'Kredili sistem çocuğu olmaktansa, o... çocuğu olmak yeğdir!' Ne olacağını bilemeden, ne yapacağını bilmeyenlerle, ne okuduğunu anlayamadan ve ne zaman bittiği belli olmayan bir eğitim sistemi bilir misiniz siz? Ben bilirim. Krediyi icat edildiği ilk yıl alarak borçlanmayı okuduklarından daha iyi öğrenen pek çok öğrenci gibi. Ve sonra üniversite dönemi gelir tabii. Şanslı grup denilen bizler kazandık üniversite lotosunu, 18 yaşımızı doldurmadan ağaran saçlarımızla. Ve inanır mısınız, bu kadar sakat bir eğitim, bu kadar salak (pardon sakat) temelle onu da bitirdik. Nasıl yaptıksa, bitirdik bir şekilde... Ve şimdi, sorum şu: BİZ NE YAPALIM?

Nereye gidelim, ne yiyelim, nasıl yaşayalım? Bir değil, bin değil, yüz binlerce var benim gibi üniversite diplomalı VASIFSIZ!!! damgalı...

Ne yapmalıyız sizce? CV'lerimizi hazırladık gülücüklerimizle, cevap bekleyerek girdik sınavlara, mülakatlara umutlarımızla. Ve bekledik, yine bekledik. BEKLİYORUZ. Yaşamayı bekliyoruz. Sizin kanatlarınız niye kırık bilmiyorum ama, biz kanatları kırık doğduk. Ama DOĞDUK ve yaşamak istiyoruz... Hatta bazen ben, insan gibi yaşamak BİLE istiyorum. 17 dakikada 60 sayısal soru çözeceğim testler olmadan, kişiliğimi anlamaları için 140 soru sormaları lazım değil gibi geliyor bana... 60 dakika limiti olan!

Ve 4 kişi istihdam edilecek bir geçim yolu için 495 kişilik bir sınava girmek istemiyorum, bazen. 491 arkadaşımın, yaşıtımın, benzerimin aç kalması bana dokunuyor çünkü. Yani derdim şu: ben de yaşamak istiyorum sizin gibi, ürettiğim şeylerin farkına varmak istiyorum, zevk almak, ama aynı zamanda telefon faturamı, kiramı ödemek istiyorum...

Eski Roma'da aç halkı eğlencelerle, arena gösterileriyle denetim altında tutarlarmış. Bedava dağıtılan ekmek ve sıcak sunulan kanla. Bugün televizyon eğlenceleri ve toz-pembe yazılarına prim alan gazeteciler var. Eğer siz de onlardansanız, ona göre yazın benim, bizim hakkımızda. Ki okurken sizden de nefret edebilelim. Her işsiz Türk gencinin Roma'dan nefret etmek hakkına sığınarak. Ve öyle olmadığınızı umarak belki de, size yazıyorum işte... Komik olan şu ki, yalnız değilim, yüz binlerceyiz ve yahu, bu kadar mı örgütsüz olunur? Ah şu 12 Eylül yok mu? Bir kredili sistem, bir 12 Eylül, bir de Pele zaten... Sevgilerle sayın Kırıkkanat!"

Ben de size yazıyorum Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Size ve sizin gibilere, "Nüfus kontrolü gavur işidir, dölünüzü kurutmayın, çoğalın, çocuk yapın, berekettir," diye belleten kafaya yazıyorum. Siz de böyle belletiyorsunuz halkınıza. Bin YÖK reformu yapıp, binlerce üniversite daha açsanız bile, bir gün o üniversitelerden öyle ya da böyle mezun olacak ve İŞ ve AŞ veremeyeceğiniz bu açlar ve mutsuzlar ordusunu, sizler bu kafayla yarattınız.

Gulbettin Hikmetyar'ın dizi dibinde el etek öperek öğrenilen ilm-i hak ile baş olan kafa, bu kadar olur tabii. İşte netice, buyrun yine Hatice'ye. Çoğalın, çoğaltın 'bereket'inizi. Bakalım görelim siz mi bereketi, bereket mi sizi yer sonunda.