Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Doyumsuzluk

Radikal · 16 Temmuz 2003

Mine G. Kırıkkanat

"Olduğumuzdan başka türlü yaşadık, düşündüğümüzden başka türlü yazdık, beklediğimizden başka türlü düşündük ve elimizde kalan, umduğumuzdan başka türlü oldu. İnsanın kimlik bütünlüğü, kuşku götürür artık." Gottfried BENN (Çifte Yaşam)

Yaşam, doyum üzerine kurulu, sevgili okurlar. Tenselve tinsel doyum. Çevrenize bir bakın, istisnasız herkesin bir açlığını doyurmak için çabaladığını göreceksiniz. Kimi midesini ve cebini, kimi kafasını ve hırslarını doyurmak için yaşıyor. Tensel ve tinsel açlığını giderecek doğru yer ve zamanda bulunanlar, kişilik bölünmesine uğramak, dolayısıyla yalan söylemek zorunda kalmayan, yaptığı işte, üstlendiği misyonda doyuma ulaşan, küçük, mutlu bir azınlık.

Diğerleri, doyuma ulaşmak için olmamaları gereken yerde, olduklarından başka türlü davranmak, düşündüklerinden farklı konuşmak ve tabii, uğradıkları kişilik bölünmesinde ilk benliklerine ihanet etmek zorundalar: Beğenmedikleri gazetelere yönetmen olup, yönetmen kalabilmek için kendi beğenilerine aykırı gazete yapmayı sürdürenler. Aşağıladıkları TV programlarının başına geçince, en aşağılık programlar yapanlar. Edebiyatçı olmak isterken, hukukçu olanlar ya da tersi. Su mühendisiyken, kendini balık satarken bulanlar, vb., son toplamda elbette bir mutsuzlar ordusu yaratıyor. Ancak yaşamın hızlı akışı içinde kişilik bölünmesine uğradıklarını bile fark edemeyen bu insanlar, mutsuzluğun adını da koyamıyor, duyumsadıkları eksikliği en veciz biçimde, giderayak ifade ediyor ve 'yaşamaya doyamadan', gözlerini kapıyorlar dünyaya.

Mide, cep ya da mevki açlığını umduğuyla değil, bulduğuyla gidermeye çalışan bu çifte kişilikli mutsuzlar ordusunun başkasına pek zararı yok.

Şerbet niyetine içtikleri sirke, kendi diplerini yakıyor. Çünkü onların sorunu, istediklerini yapabilecekken, zaten istediklerini yapmak için eğitilmiş ve hazırlanmışken ellerinin böğürlerinde kalması.

Bir de kendilerini eğitilmedikleri, hazırlanmadıkları mevkilerde bulanlar var ki, örneğin imamlıktan başbakanlığa, vaizlikten bakanlığa, hacılıktan hocalığa falan; işte onların yaşadıkları kişilik bölünmesi, hem ilk benliklerine ihanet, hem topluma.

Düşünün ki adam, İslamiyetçi olarak ve Allah'ın kelamını beşeri yasaların önüne koyarak yetişmiş, eğitilmiş. İktidar olabilmek için 'Şeriatçı değilim' demek zorunda kalıyor. İnandığına ihaneti, iktidarda da sürüyor. Beşeri yasalar yapmak ve bırakın önüne geçirmeyi, Allah'ın kelamını düpedüz yok saymak durumuna düşüyor. Varın siz düşünün bu adamların uğradığı kişilik bölünmesini, çifte kimlikleri arasındaki amansız çekişmeyi ve tabii... Sınırsız doyumsuzluklarını.

Hepsi sapına kadar Müslüman ve zavallılar, 'Müslüman bir parti değiliz,' demek zorundalar. Laik değiller, 'laik devlet rejimini koruyup kollamakla' yükümlüler. Laik devleti, laik olmayan bir devlete dönüştürmek istiyorlar, ancak Meclis kürsüsünden bu devlete sadık kalacaklarına yemin ettiler, vb.

Ne yapsın peki bu adamlar? Hem kendi gönüllerinde, hem de gönül koydukları kesimde yarattıkları doyumsuzluk, had safhada. Aslını inkârla yaratılan öteki 'yalancı' kimliği, terlemeden taşımak kolay değil. Kokusu çıkar, lekesi görünür. İşte bu yüzden, yalancı kimlik sahiciymiş gibi yapıp, çaktırmadan asıllarına çalışmak zorundalar: Milli Eğitim reformu diye, 'dini eğitimi' yaymak. Üniversitelere özerklik getiriyoruz diye, özerkliği götürmek. Kaçak yapılaşmayı önleyeceğiz diye, ülkenin son bakir alanlarını kaçak yapılaşmaya açmak. Kalan ormanları koruyacağız diye, orman talanına af hazırlamak, dolayısıyla yeni orman yangınlarını kışkırtmak, yanan araziyi İslami turizme satmak. Turizmi geliştireceğiz diye, kıyıları iskâna açıp, İslami otellere göz kırpmak. Kamu işletmelerini batmaya terk edip, batınca, battı diye partiye para veren İslami şirketlere satmak. Yolsuz-

luğa karşı görünüp, yolsuzluk vardiyasına din ve dava kardeşlerini yerleştirmek. Kısacası, gönüllerine göre doğrudan değiştiremedikleri düzenin dümenini, yandan yandan göz açlıklarını doyurmaya kırıyorlar.

Gönül açlığını doyurmak zordur. Açgözlülüğü, imkânsız.

Maşallah çabuk intibak ettiler. Ama bu sefer yolsuzluk mubah. Çünkü kesim İslami. Vurgun da, soygun da helal tabii. Çünkü laiklerden kalanı bitiriyorlar.