Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Vasıf ve sıfat

Radikal · 6 Ağustos 2003

Orman vasfı kalmamış arazilerden geçtim dün sabah. Saat yediydi, İstanbul mahmur. Sıvışık yapışkan, emici kolları uçsuz, bucaksız ve sayısız; ince vantuzları kalınlarına dolaşmış, canavar bir ahtapotun tepegöz mahmurluğundaydı. Karadeniz'den Marmara'ya saldığı mürekkebiyle kendini boğmaya nazır. Hem de gönüllü hazır. Beş yüz metrede bir cami vardı. Bazen yüz, bazen elli metrede bir.

Bir 'Şeyh Şamil' lisesi gözüme çarptı. Şeyh Şamil? Türkiye miydi, İstanbul muydu gerçekten geçtiğim yerler? Kim neyi öğretiyor ve kimler

hangi ilkeler, hangi ideallerle eğitiliyordu bir 'Şeyh Şamil' lisesinde acaba?

Sarıgazi, Ümraniye, Kavacık kavşağı...

Yakında orman vasfı kalmayacak arazilerden de geçtim dün sabah. Her orman vasfı kalmayacak arazide de beş yüz metrede bir yeni camiler yükseliyordu. Bazen yüz, bazen elli metrede bir. Güneş doğuyordu in cine top oynayacak yer kalmayan İstanbul'un üstüne, betona vurmuş ucube bir canavarı aydınlatan. Tek bir ağaç bırakmamıştı çevrelerinde yeşil oburu 'insanlar'. Orman, su, hava, hepsini yutmuş, öğütmüş ve yiyip bitirdikleri doğanın üstüne kustukları betonların içinde yaşıyorlardı. Anlaşılan, o beş

yüz metrede bir camiilerde öğretilmiyordu yeşili korumak, ağaçları ve suyu ve toprağı, velhasılı yeryüzünü sevmek, kollamak. Normal. Onların

daha ulvi işlevleri var: Bu dünyayı cehenneme çevirip, öteki dünyadaki cennete hazırlanmak.

Gusul abdest ne zaman, nasıl alınır, besmelesiz cinsel temas mekruh mudur, mübah mıdır, vb.

Orman vasfı kalmamış ve orman vasfı yakında kalmayacak arazilerden geçtim dün sabah. Kesilen ağaçların yerine dikilen otobüs duraklarında bekleşenler arasında başı açık tek bir hatun yoktu. Zaten otobüs şoförleri dahil, erkekler arasında da poturlusu takkelisi bol, sakallısı çoktu.

Orman vasfı bırakmadıkları arazilerin bu vasıflı Müslüman ve vasıfsız Türkleri arasından acaba kaçının oğlu gönderilecekti Irak'a Türk askeri olarak?

Hangi sıfatla?

Kendilerinin olmayan toprakları zorsuz işgale alışık gecekonducular olarak mı, yoksa kendisinin olmayan toprakları zorla işgale alışık ABD'nin

'gündüzkondu' bekçileri olarak mı?

Gaspın da para gibi dini yok muydu acaba?

Sonra iki yakası giderek sıkılan, sıkışan Boğaz'ını, ikinci kelepçesinden aştım İstanbul'un.

Alibeyköy, Esenler, Çağlayan... Hepsi eskiden derelerin, ırmakların aktığı suyu çekilmiş, emilmiş, kurutulmuş dere yatakları. Hepsi bir gün, hem de çok uzak olmayan bir gün, doğanın, üstüne üşüşen beton ucubeleri, içinde oturanlar günahkârmış, masummuş, yetişkinmiş, çocukmuş dinlemeden tarumar edip, geri alacağı mülkler.

Tıpkı Iraklıların da Irak'ı, geri alacağı gibi bir gün Amerikalılardan,

İngilizlerden.

Türklerden geri aldıkları gibi bir gün.

Irak'ta olanlar bizi yakından ilgilendirirmiş.

Öyle diyor Amerikancı basın, AKP'li hükümet, milliyetçi ordu. Yani en temel değer ve ölçülerde anlaşamayan laikler, dinciler, ulusalcılar ve uyducular, Irak'ı işgalde müşküle düşen gaspçı Amerika'ya bir el vermekte uyuşuverdiler.

Her birinin kendinden menkul, hatta yoktan mamul bir nedeni var. Ordunun sorunu, Kuzey Irak'ta PKK türü Türkiye'ye yönelik yıkıcı faaliyetler. Amerikancılarınki, öteden beri malum: Kendileri ve çocukları gitmeyince, başkalarının boynu efendinin önünde kıldan ince, cüzdan kalın, New York gezileri bedava. AKP'ye gelince, onlar iktidar imanlarını çoktan küffar ipine bağlamışlardı, ekonomi sahnesinde kukla kalmak zorundalar.

Irak'ta olanlar bizi yakından ilgilendirirmiş. Dün sabah orman vasfını yitirmiş arazilerden geçtim. Talan ve işgal edilen o ormanlar bizimdi. Kamu mülkünü gasp ettiler, hiçbiri parasını vermeyecek! Hediye tapu bekliyorlar. Ve alacaklar. Türkiye yasal devlet vasfını yitiriyor, ilgilenen var mı acaba?