Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Adonis diyor ki…

Radikal · 15 Ağustos 2003

Dünya Felsefe Kongresi'nin, dünyada felsefeye en az değer veren, hatta felsefenin ne olduğunu bilmeyip öğretilmesini de gereksiz bulan kişilerin

milli eğitim bakanı oldukları ülke Türkiye'de, İstanbul kentinde toplandığı şu günlerde, çağımızın büyük düşünürü (ve yaşayanı) Alman filozof Peter Sloterdijk'in nefis bir saptamasını anımsamakta yarar var:

"Popülist milli politika fikri, kendisi gibi olmayanı hakir görmenin acıklı eğilimine dayanır."

Yarım yüzyılı aşkın bir süredir Türkiye'nin yönetimini ele geçiren iktidar odakları, eğitim sisteminde bırakın felsefeye yer, düşünceye savaş açtılar. Çünkü analitik bilgi damıtımı demek olan, dolayısıyla insan beynini bağımsız düşünce ve özgür eleştiriye yönelten felsefeden ödleri kopuyor. Düşünmediği için görmeyen, gördüğünü anlamayan, anladığını analiz edemeyen, dolayısıyla güdülebilen bir toplum biçimlemek istediler ve başardılar. Kendileri gibi maddiyatçı, sığ, güdük olmadığı zaman tabular ve yasaklarla donatılmış kafalardan bir 'matrix', bir korunma alanı yarattılar iktidarları çevresinde. Bu koruma alanı dışına attıkları kendilerine benzemeyeni, kendileri gibi yapmayanı, sığlıklarını, güdüklüklerini ve cehaletlerini paylaşmayanı, onların inanç ve değerlerine odaklanmayan bağımsız düşünce ve özgür eleştiriyi aşağıladılar, milli eğitim sistemini, teletüketim/voleşıkıdım kültürünü kullanarak yok ettiler. Hatta milli eğitim sistemini din eğitimine yamayarak, sanki teletüketim/voleşıkıdım kültürünün karşıtıymış gibi yapay bir alternatif olarak sundular. Oysa din eğitimine yamadıkları kuşaklar da televole kültüründen payını aldı. Ve bugün sokaklarımızda cömert dekoltelerini sergileyen kızlarla kolkola salınan üstü türban, altı yırtmaç tesettür hanımlarımız, aslında hoşgörü sergilemiyor, neyi neden yaptığını bilmeyen ve sorgulamayan bir düşüncesizliği paylaşıyor, o kadar. Aynı saptama, amacı para olarak koyarak dini tüketime, tüketimi dine uydurmaya çalışan markalı delikanlılarımız için de yapılabilir.

Ama ister din eğitimi almış olsun, ister laik, gençliğin geniş genelininin üstünde birleştiği tek karar, kendi iradeleriyle girmeyi kabullendiklerini sanıp aslında içine sokuldukları çerçeveyi sorgulamamak, sınırlarını zorlamamak.

Örneğin ben, Meclis'teki kadın memurların zaten dizaltı eteklerinin arkasındaki küçücük yırtmaca tahammül edemeyip, dapdaracık eteklerin ortaya çıkardığı kalçaları ve tişörtleri yırtarcasına geren top mermisi gibi göğüsleri, salt başı türbanlı diye tesettür kabullenen ahlak anlayışını kavrayamıyorum. Kara çarşaf, burka, potur, sakal, takke, evet, birer sembol. Ama Nişantaşı sokaklarında salınan seksi tesettürlülerde artık türban, fazladan bir çekicilik aksesuarı gibi kullanılıyor. Oysa türbanı böyle kullananlar, hala bir inanç sembolü olduğunu iddia ediyorlar. Yetinmeyip, iddialarını dayatıyorlar. Üstelik yalnız aynı dili ve dini paylaştıkları, içinde doğdukları toplumlarda değil, göç ettikleri ülkelerde de sürüyor dayatmaları.

Adonis, çağımızın en büyük Arap şairi. Asıl adı Ali Ahmed Eşber. 1930 yılında Suriye'de doğmuş, 1957 yılında Beyrut'a göçmüş. 70'li yıllardan öteye değeri dünyaca tanınmış, şiirleri hemen tüm dillere çevrilmiş ve Arap kültürü üzerine yazdığı 'Dua ve Kılıç' isimli denemesi çok önemli. Geçen ay Londra'da yayımlanan Al Hayat gazetesine türban konusunda bir makale yazdı. Özelinde Batı ülkelerine göç eden Müslümanların türban dayatmasını irdeleyen Adonis, "Türban takmak, Müslümanları yaşadıkları toplumlardan koparmak isteyen bir azınlığın dayatmasıdır," diyor. Bu çok önemli makaleyi, düşünmedikleri için neyi niçin yaptıklarını bilmeyenlere karşı ve öğrenmek istemeyenlere rağmen, belki bazıları üzerinde düşünür diye yarın bu sütunda yayımlayacağım.