Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Adonis diyor ki (2)…

Radikal · 16 Ağustos 2003

"Kuranda ve hadislerde, kadının örtünmesine ilişkin ve köktendincilerin olmasını istediği gibi bir ibare yok. Olsa olsa metin yorumlarından söz edilebilir. Oysa yorumların, din düzleminde dogma ve yasa gücü yüklenmesi kabul edilebilir mi? Dolayısıyla örtünmek, din açısından bir anlaşmazlık konusudur. Kimileri hangi hakla ya da hangi yetki erkine dayanarak kendi yorumlarını herkese, hatta bazen kadınlara ve onlardan farklı görüşte

olanlara karşı kuvvet kullanarak kabul ettirmeye kalkışmaktadırlar? Bunlar tüm topluma mı karşıdırlar?

Örtünmenin geleneksel Müslüman toplumlarındaki uzun tarihi, aynı zamanda bu toplumlardaki bazı komplekslerin kolayca açıklanmasını sağlamasına karşın; Batılı toplumlardaki (İslamiyetçi) köktendincilerin tutumu orada yaşayan Müslümanlara özel yaşamlarında da zarar veren krizler yaratıyor. İnsan ve dünyaya bakış açısından İslamiyet'e de gölge düşürüyor.

Kimileri Batı'daki Müslüman kadın için örtünmenin kendi seçimi olduğunu ve türban takmaya özgürce kendisinin karar verebileceğini ileri sürüyor. Bu gerekçe tartışılabilir. Ama örneğin Paris'te, bazen daha dört yaşından büyük olmayan kızların türban taktığına bakılınca, bu çocukların kendi iradeleriyle örtündükleri söylenebilir mi? Daha derine inecek olursak, niçin köktendinci Müslümanlar, onları konuk eden ülkenin açılımına karşı, herkese kendi kapanıklık ve içedönüklüklerini işaret, göç içinde göçmen olduklarını ilandan başka ifade yöntemi bulamamaktadırlar? Oysa bizzat bu ülkelerin açıklığı sayesinde buralarda yaşayabilmektedirler. Böylelerinin inançlarını türban takıp sakal bırakarak ifadeleri bile yüzeysel biçim sorunlarına indirgedikleri İslamiyet'i taciz etmektir. Bu biçimsellik,

İslamiyet'i dünyaya bir slogan gibi sunmak, basit bir âdetten ibaretmişcesine tanıtmaktır.

Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlar arasında, kadını örtünmeye zorlayan kesim küçük bir azınlık, hatta Arap dünyasında bile azınlık. Eğer başörtüsü demokratik bir seçim konusu olsaydı, tümüyle kaldırılırdı. Oysa bu eylemci azınlık, demokrasi ve ilkelerine saygı duymak yerine reddediyor ve kendi görüşlerini zorla kabul ettirmeye çalışıyor. Böyle bir tutumun nasıl savunulabileceğini, İslamiyet'e nasıl hizmet edebileceğini ya da meşru bir ifadesi olabileceğini göremiyorum. Bu köktendinci tutumu yakından inceleyen kimse, partizanlarını din adamları ya da basit müminler olarak tanımlayamaz. Bu adamlar siyasal bir mücadeleye girmiş, siyasal kişilerdir. Gerek Müslümanlar, gerekse Batılılar, onlarla muhatap olurken dini temsil etmediklerini bilmeli, ama siyasal bir partiyle karşı karşıya oldukları temelinden hareket etmelidirler.

Bir Müslümanın özgünlüğünü ortaya koyacağı tek meşru alan camidir. Batı'da dini 'kimliğini' ancak orada ifade edebilir, hatta Arap dünyasında da böyle olmalıdır. Cami dışındaki tüm sosyal ve aleni dinsel uygulama, toplumsal değerleri tacizdir. Kurumlar, tüm yurttaşlara aittir: Özellikle okul ve üniversiteler ortak bilgi kurumlarıdır. Yani herkese açık yerler. Hangisi olursa olsun tüm aleni din göstergelerinin, 'ayrıştırıcı' simgelerin kaybolması gereken yerler. Ve ekleyelim ki 'kurum' dediğimiz yerler arasına sokak, kahveler, sinemalar, konferans salonları gibi toplantı mekânları da dahildir. Buralarda ayrıştırıcı inanç göstergeleri sergilemek, bu yerlerin anlam ve misyonlarına tecavüzdür. Topluma aidiyeti zedeler. Çünkü ayrımcı bir istemin sembolüdür. Anlamı şudur: Katılımı reddediyoruz!"

Adonis'in diyecekleri bitmedi. Yarın bu sütunda devam ediyor, ey okur.