Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Heykellerimiz ve biz

Radikal · 29 Ağustos 2003

Otobüsümüz sabaha karşı Tekirdağ Yayoba tesislerinde durduğunda, Daniel uykusundan uyanıp garip bir çığlık attı: "Moskova'ya geldik mi?" Ben de dalmıştım, ama İstanbul yolunda olduğumuzu anımsayacak kadar kendimdeydim: "Ne saçmalıyorsun?" dedim. Daniel, otobüsün tam önünde durduğu devasa heykeli göstererek, "Ya bu, Karl Marx değil mi?" diye sordu. Baktım, hakikaten Lenin olamaz, çünkü Lenin keldi, bu saçı sakalına karışmış, kürek gibi ellerinden solundakinde, kuşkusuz 'Kapital' kitabını tutan bir Karl Marx heykeli. Kafamı çalıştırdım, "Ama," dedim, "Yolda yanlışlıkla Moskova'ya sapmış olsak bile bu o olamaz, çünkü Rusya artık komünist değil, postkomünist ülkelerdeki tüm heykeller de zaten yıkıldı!" Daniel de ikna oldu. Uyku sersemi inip heykele yaklaştık, meğer beş metre boyunda bir Namık Kemal'miş. Kaidesinde: "Tekirdağ'da doğmuş Türk büyüğümüz ve Vatan şairimiz NAMIK KEMAL 1840 yılında doğdu ve halen yaşıyor..." yazıyor.

Korkuyla çevreye baktım, nerede dolaşıyor olabilir diye... Meğer otobüs yolcularının yemek yiyip ihtiyaç giderdiği tesisin iç duvarından heyula bir büst olarak kafasını çıkarmış, taş gözleriyle dehşet saçıyor müşterilere. Küçük küçük kopyaları da cam kenarlarına dizilmiş, dışardaki heykeli ve içerideki büstüne gülebileceklere karşı nöbet tutmaktalar.

Tekirdağ yolunun kenarında heba olan bu 'kavramsal ötesi sanat' harikası, eşsiz 'enstalasyon' keşfimizi döner dönmez Hasan Deniz'e aktardık tabii. Hasan, kendi deyimiyle 'arıza' meraklısıdır. Meğer o bizden çook önce farkına varmış Namık Kemal'in 'hulk' versiyonunu, "Ben fotoğrafını bile çektim," dedi ve daha da inanılmazını anlattı. Heykelin ilk 'konsept'inde, biçare Namık Kemal'in sağ kolu havadaymış, kim nesine itiraz ettiyse kırıp yeniden yapmış ve yana sarkıtmışlar. Ancak orantıları hâlâ çok tuhaf: Eğer heykel iki ayağı üstüne henüz doğrulan bir atamızın ölçülerini örnek almadıysa, Namık Kemal'in elleri kafasından büyük, bacakları ise kollarından daha kısaymış!

Ama Namık Kemal'den önce, Atatürk zaten aynı deformasyona uğratıldı. Atatürk'ün fotoğrafları olmasa, birbirinden ucube binlerce heykeline bakarak o yakışıklı adamın süpürge fırçası kaşları ve papates azmanı burnuyla bir hilkat garibesi olduğuna hükmetmek işten değil. Zaten bu kadar gereksiz, ilgisiz ve uygunsuz yere bu kadar çok ve böylesine çirkin Atatürk heykeli diktirmek iradesinin, Atatürk'ün gerçek kişiliğini unutturmak ve yıpratmak amacını güttüğüne inanıyorum ben.

Oysa Türkiye evrensel değerde heykeltıraşların yetiştiği, uluslararası başarılara imza atmış, ödüller kazanmış sanatçıları olan bir ülke. Fakat bu sanatçıların yonttuğu heykeller, beğenilip 'ahlaken' kabul gördüğü zaman yurdumuz insanının heykel ihtiyacını giderecek sayıda seri imal edilemiyor. Zaten sınırlı sayıdaki üretimlerinin bir bölümü ise, yerel otoritelerin 'ahlak' anlayışına uymadığı zamanlar kırılıp atılıyor, sökülüp eritiliyor.

Ve heykel meydanları, işte böyle Mustafa Kemal ve Namık Kemal imalatçılarına kalıyor. Yurdumuzu saran hulkheykel enflasyonunda, galiba gerek sipariş, gerekse imal edenlerin, 'kemal' olana bir garezi var.

Biliyorsunuz 'kemal' mükemmel demek.