Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

İç savaş hortumu

Radikal · 31 Ağustos 2003

Ömrümde ilk kez gittiğim adada bir akşam vakti. Özcan Germiyanoğlu, ruhunun güzelliğini yansıtan arka bahçesine bir masal sofrası kurmuş, dostlar ada şarapları getirmiş, 'Hoş geldin,' diyorlar. Haluk Şahin hocam, ada sevdalısı fotoğrafçıları arasında eşi Belgin Şahin'in de yer aldığı Bozcaada Kitabı'nı imzalarken, "Bozcaada tarihinde iki kurtuluş günü vardır," diyor. "Birincisi 1923 Lozan Antlaşması sonrası adaya yeniden Türk bayrağı çekildiği gün, ikincisi Gündüz Aktan adayı Arap istilasından kurtardığı gün!"

Adanın ikinci kurtuluş gününü haliyle birincisinden daha çok merak ediyorum. Zaten sofrada Radikal'in alternatif yazıişleri toplantısında gibiyiz, Gündüz Aktan ve zarif eşi de aramızda. Büyükelçi yazarımız, Haluk Şahin'in fil hafızasına, 'Nasıl da hatırlıyorsun?' diye şaşarak anlatıyor:

Yıl 1987. Arap Yarımadası'ndan Türkiye'ye akın akın turist geldiği yıllar. Öylesine çok Arap var ki İstanbul'da, örneğin naçiz yazarınız yeni turistlerin gözde mekânı Tarabya için 'Arabya' başlıklı bir makale bile kaleme almış. Gündüz Aktan işte o dönemde Başbakan Turgut Özal'ın danışmanı, ancak çoktandır Bozcaadalı.

Bir sabah toplantısında, özellikle İstanbul'da patlayan Arap turizmi konu ediliyor. Başbakan Turgut Özal, "Bu Arapları bir yerlere daha gönderelim," diyor ansızın. "Mesela bir adaya... Mesela Bozcaada'ya!"

Henüz sabah mahmuru ve o ana kadar tartışmaya katılmayan Gündüz Aktan, Bozcaada'yı duyunca can havliyle yerinden fırlıyor: "Olamaz efendim!"

Başta Turgut Özal, toplantıya katılanlar her zaman dingin ve ölçülü Gündüz Aktan'ın bu heyecanlı çıkışına şaşırıyorlar. Özal, hayretle soruyor:"Niye?"

Gündüz Aktan, Bozcaada'yı Araplardan korumaya kararlı, ancak hazırlıksız yakalanmış durumda. Başbakan'a bir gerekçe göstermesi, bir bahane icat etmesi gerek, ama ne? Aklına ilk gelen 'şey'i söylüyor: "Bozcaada'da çok rüzgâr vardır!"

Turgut Özal şaşkın, "Eee?" diyor. Gündüz Aktan bir çırpıda, rüzgârın Araplar üzerindeki olumsuz etkisine yönelik dâhiyane gerekçesini açıklıyor: "Etekleri uçuşur efendim... Hani yeldirme giyiyorlar ya... Araplar yani!"

Turgut Özal gerekçenin geçerliliğinden mi etkilendi, danışmanı Gündüz Aktan'ın heyecanlı çıkışından mı bilinmez, "Öyle mi?" diyor ciddi ciddi. Gündüz Aktan da aynı ciddiyet ve kararlılıkla "Evet!"i basınca, konu kapanıyor ve Bozcaada işte böyle kurtuluyor Arap istilasından.

Keşke diyorum George W. Bush'un danışmanlarından biri de Irak işgali zamanında, Amerikan ordusunun Arap Yarımadası'na gönderilmesine "Olamaz, oralarda sıcak çöl rüzgârları eser, askerlerimizin feleği şaşar. Kafaları miğferde yumurta gibi pişer. Pantolonlarının içinde kuyu kebabına dönerler," diye karşı çıksaydı. Belki bu gerekçeler Amerikan ordusunun yenilme olasılığından daha ciddiye alınır ve ne ABD bugünkü batağa saplanırdı, ne de Irak iç savaşa.

Çünkü Necef'teki katliam, Irak'ta Sünnilerle Şiileri karşı karşıya getirecek bir iç savaşın başlangıcı.

Keşke Türkiye'deki 'ABD'ye asker devşirme' toplantılarında biri çıksa da, Irak'a asker gönderilmesine karşı 'Olamaz efendim!' diyebilse ve eklese: 'Orada öyle bir şiddet rüzgârı var ki, askerin façasını, AKP iktidarının da paçasını uçurur!'

İç savaş bir hortumdur, sarmaladığını öğütür, aman ha...