F.B mi,T.C mi?
Radikal · 7 Eylül 2003
Bugün bana cumartesi, size pazar. Yazıları bir gün önceden yazmak var. Bugün cumartesi de, valla yine çıkamadım güneşe. Zaten çıksam ne yazar, Paris'te güneş, güneş gibi mi parlar? Gözlerimi bile kamaştırmaz, ısıtmaz, terletmez, üşütmez, öyle göstermelik bir yuvarlak. Oysa göstermelik parlamadığı zamanlar da varmış, ağustos ayında 11 bin ihtiyarcığı öldürdü diye yazıp çiziyorlar. Hepsinin toprağı bol, ruhu şad olsun da; doğrusu Fransızları evire çevire terleten o sarı sıcak güneşli günleri görmek ister, hayatta kalanlara 'Oh olsun!' derdim. Sen misin santigrad 20'ye çıktı mı 'Çok sıcak!', 10'a düştü mü 'Çok soğuk!' diye sızlanan, yağmur yağdı mı 'Ay yine yağmur!', diye iç çekip, yağmadı mı 'Ay ekinler yanacak!' diye ciyaklayan; asla, asla, ama asla hiçbir hava, kara, deniz ve zaman durumlarının memnun edemediği mızmız millet... Al sana sıcak, al sana güneş, bilanço: Yalnız yaşayan yaşlıların 11 bin küsuru telef. Şimdi sağ kalanlar çok şoke! Sanki yalnızlığı ve yaşlılığı bir yandan, bu kadar çok yalnız ve yaşlının ölümünü öte yandan, keşfediyorlar. Sırayla ya da dağınık ölseler, kimsenin umuru olmayacak. Ama toplu halde öldüler. Ve Fransa, yaşlı bir toplum olduğunu kavramakla kalmadı, YALNIZ yaşlanıldığını anladı birden. En acısı, hayatın da bir sonu olduğunu, en uzun ömrün bile bitebileceğini, üstelik doğanın hâlâ öldürebildiğini gördüler hayretle.
Ama benim bugün ısıtmayan Paris güneşinden daha önemli bir sorunum, daha doğrusu bir zorum var kendi kendimle. Sağ elimde tuttuğum başıma bakıp, daha doğrusu başımı tutan sağ elime doğru kaldırıp bakışlarımı, evdekiler delirdim sanmasın diye sessizce, sorguya çekiyorum vicdanımı: Ben Fenerbahçeli miyim, yoksa Galatasaraylı mı?.. Yoksa Beşiktaşlı mı hissediyorum kendimi çok derinden, mesela şampiyon olduğundan beri? Her şeyden önce İstanbullu olduğumdan, Trabzonlu olmadığım kesin, o kadar!
Aslında ne olduğumu şıppadanak öğrenmek, işten bile değil. Açarım sarı kanaryama telefonu, sorarım: 'Feryal, sence ben Fenerbahçeli miyim?'
İnandırıcılık tınısı benzersiz sesini duyar gibiyim: 'Tabii ki Fenerlisin, Minnoş!' diyecektir. Üstelik 1900'e yaz deyip yazmadığım yazıya rağmen. Ancak bu sorunu kendi başıma çözdükten sonra aramalıyım onu. Yoksa Fenerli olduğuma ikna eder. Ve bugün, bu garip satırların başlıca amacı, Fenerbahçe kaynaklı antidemokratik uygulamayı eleştiremem.
Başta Radikal gazetesinin Fenerli futbol yazarı Feryal Pere, pek çok Fenerli okurumu kızdırmak pahasına diyorum ki: Trabzonspor maçında çıkan olaylar dolayısıyla Fenerbahçe'ye verilen bir maçlık saha kapatma cezasının, Başbakan Tayyip Erdoğan haksız bulduğunu açıkladıktan sonra Tahkim Kurulu'nca affedilmesini yalnız etki altında alınmış olarak algılamıyor, antidemokratik buluyorum!
Sorun, bir günlük saha kapatma cezasının doğru, yanlış, az, çok olması değil. Eğer söz konusu Tahkim Kurulu, verilen cezayı Başbakan konuşmadan affetseydi, kabul edilebilirdi. Ama Başbakan cezanın aleyhine tavır
'koyduktan' sonra bu karara varılması, en demokratik sivil toplum örgütü olması gereken futbol 'camia'sında bile 'milli şef' olana yaranmak sendromundan mustarip bir 'otorite'nin varlığına işaret ediyor, çıkarılan affa ilişkin kuşku yaratıyor.
Galatasaray ve Beşiktaş'ı hiç olmazsa futbolda demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyorum. Birileri Başbakan'a böyle kararlar öncesi taraftar taraftar konuşmanın, nüfuz suiistimali sayılabileceğini ve doğru bir kararı bile şaibeli kılacağını anlatmalı.