Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kadınlar ve dinler

Radikal · 13 Eylül 2003

« Yenilgiyi kabullenen kadın, yenilmeyi istemiş demektir. »

Marivaux (Arlequin, 1720)

Mısır, nüfus çoğunluğu Müslüman bir ülkedir. Ama bu yazı 3400 yıl önce yazılsaydı aynı tümce, « Mısır, nüfus çoğunluğu Musevi bir ülkedir, » biçiminde olacak; 2400 yıl önce yazılsa « Mısır, nüfus çoğunluğu Hristiyan Monofizit bir ülkedir, » diye ifade edilecekti. Oysa Mısır, insanlık tarihinin en büyük uygarlığını tek tanrılı dinlerin etkisine girmeden, zamanımızdan 6000 yıl önce yaratmaya başladı ve çok tanrılı bir hoşgörü, bir umut dini olan özgün inancıyla kurduğu düzen, bıraktığı kültürel miras, bugün bile parmak ısırtmakta.

Firavunlar dönemi diye bilinen Mısır’ın bu altın çağından evrensel ortak bellekte yer eden kişilikler arasında, akla ilk, hatta topu topu gelen üç isim, Ramses, Nefertiti ve Kleopatra değil midir ? Ve bildiğiniz gibi Ramses, aynı adı taşıyan hanedandan firavunlara verilip önlerine birinci, ikinci falan diye numaralar konularak ayrıştırılan erkek krallardan ibarettir. Zaten Mısır tarihi konusunda özel bilgisi olmayan, Ramses’lerden önceki hanedan isimlerini (Amenofis, Tutmosis, Seti ve Mineptah) bilmez bile… Oysa Nefertiti ya da Kleopatra deyince öyle mi ya ? Birincisi kralın karısından ibaret, diğeri iktidarı erkek kardeşinin elinden söke söke alan ve gerileme dönemine giren Mısır imparatorluğunu son kez silkeleyip canlandıran bu iki kraliçenin macera ve efsanalerinin ölümsüzlüğüne hiç bir firavun ulaşamamıştır !

Ne tuhaftır ki Mısır, çok tanrılı dinler ve kadınların kraliçe olduğu toplum düzeniyle yakaladığı uygarlık düzeyini hiç bir tek tanrılı dinle tutturamadığı gibi, en geri çağını da halen İslamiyet’le yaşamaktadır. Ne tuhaftır ki İslamiyet, kadına görece bir eşitlik tanıyan çok tanrılı dinler bir yana, tek tanrılı dinler arasında bir erkeğe dört kadınla evlenmek, yani bir erkek dört kadına bedel, ya da dört kadın ancak bir erkek eder kuralını meşrulaştıran yegane dindir ve müminleri tarafından « en sonuncu, dolayısıyla en çağdaş »ı diye nitelenmektedir !

Oysa tek tanrılı üç dine iman eden milyarlarca insanın ezici çoğunluğu, Rab kelimesinin eski Mısır ‘da güneş tanrısı Ra’dan türediğini, « Ya Rabbi » sözcüğünün çok tanrılı eski Mısır dininde « rahip » demek olup ; dualarını « Amin » ya da « Amen » diye bitirdiklerinde aslında eski Mısır ‘da denizcilerin tanrısı Amon’un adını andıklarından habersizdir. Hemen belirtelim, Mısır dininde en eski tanrı olarak bilinen ve hava ile suyu simgeleyen Amon, daha sonra güneş tanrısı Ra ile birleştirilerek Amon Ra diye anılmış ve bu dinde baş tanrı sayılmıştır.

Kadın erkek eşitliği ya da eşitsizliği açısından tüm dinlere aynı mesafeden bakacak olursak, erkek üstünlüğünün üç tanrılı dinle birlikte kurulduğunu ve Musevilikte sınırları çizilmeye başlanan kadın haklarının Hristiyanlıkta daha da gerilediğini, İslamiyet’te ise iyice ikinci sınıf a indirgendiğini görürüz. Ancak yaşadığımız çağda kadınlar açısından en kabul edilemez durum, Musevilik ve Hristiyanlık’ta kadın ile erkek arasındaki yerleşik konum yeniden sorgulanır ve kadın lehine bir düzeltme trendine girilmişken, İslamiyet’e gönül vermiş toplumlarda hiç bir ilerleme kaydedilemediği gibi, öyle ya da böyle edinilmiş hakların bile, üstelik kimi zaman bizzat kadınlar tarafından el tersiyle itilmesi, ikinci sınıflığın gönüllü kabulüdür.

Kadın nüfusun çoğunlukta olduğu bir erkek dünyasında yaşıyoruz. Ancak kadınlar, birer « günah meyvesi » ya da erkeklik « mükafatı » olmadıklarını kavradıkları ve Nefertiti ya da Kleopatra olabileceklerini anımsadıklarında, elbette değişecek dengeler. Zaman alacak, ama madem ki demokrasi çoğunluğun iradesi, kadınlar da bir gün çoğunluk bilincine ulaşacaklar. Ve kıracak zincirlerini Seyyen’ler, Reyyan’lar…

----------------------------