Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Tencerenin düdüğü

Milliyet · 14 Eylül 2003

Sessiz ev hayra alamet değildir. Kimi zaman ürkütücü sesler duyulur evlerden, kimi zaman rahatlatıcı. Evdeki insanların sevecen ya da kızgın tınıları kadar, eşyaların çıkardığı sesler de bir ruh haline işaret eder.

Özellikle çocukken.

Gıcırdayan bir masanın üstünde pof pof buhar çıkaran bir ütü sesini, mutfakta yıkanan çatal bıçakların şıngırtısını dinlerken uyuyan çocuk için, annesi iş başında, her şey yolunda demektir.

Peki ya düdüklü tencerenin fısıltısı? Ürkütücü müdür yoksa rahatlatıcı mı?

Bir zamanlar dört başı mamur çeyizlerin olmazsa olmaz serveti düdüklü tencere fıslamaya başladı mı, sizi bilmem ama hem beni korkuturdu hem de annemi. Daha çok annemi huzursuz ederdi de, bana yansırdı sanırım. Ve düdüklünün düdüğüne koşulurken, o komşulara sık sık anlatılan, dolayısıyla hiç unutulmayan "evdeki dehşet" anı hatırlanırdı ister istemez: Ben doğmadan önce bir gün telefonda sohbete dalan annem, düdüklünün içine ne koyduysa artık, kaşıkla tavandan toplamıştı! Zaten komşuların da mutlaka benzer bir anısı bulunurdu. Kimi bezelyeleri, kimi kabakları kazımıştı günlerden bir gün; hiçbir zaman yerden değil, hep tavanlardan. Patlayan düdüklü tencere kapağının, bazen tavanı deldiği bile olurdu. En azından örselediği.

Düdüklü tencerenin, fısladığı zaman subabı çıkarılmazsa bir bomba olabileceğini annemden öğrendim. İyi bir düdüklü tencerenin patlasa bile yalnız kapağını fırlatacağını ve parçalanmaması gerektiğini de belledim.

Zaten bizim evde iki tür tehlike vardı. Biri, tepesi attırılmaması gereken babam, diğeri kapağı attırılmaması gereken düdüklü tencere. İyi huylu annem, aman maraza çıkmasın diye ikisini de şımartırdı. Ama düdüklü tencere daha mı tehlikeli olduğundan nedir, aşırı bir özen ve dikkatin odağıydı. Yıkanması başlı başına bir dertti, çürümemesi gereken lastiği çıkarılıp kurulandıktan gaynı, bebek poposu gibi pudralanırdı.

Fuara giremeseler de satış rekoru kırdılar

Patlama olasılığı mı gözümü korkuttu, yoksa bakım eziyeti mi yıldırdı bilinmez, o gün bugündür mutfağımda mutlaka bir düdüklü vardır... Ancak kocam kullanır.

Düdüklünün tarihçesini biliyor muydunuz? Gırtlak düşkünlüğünden olsa gerek, mutfakta devrim yapan Pyrex ve Teflon teknolojisinin yanı sıra düdüklü tencere de Fransız icadı ve 6 Eylül'de yaratılışının ellinci yılını büyük şenliklerle kutladı. Asıl adı Cocotte Minute olup, 3 bin 500 nüfuslu Selongey kasabasında, bir tencere-tava tesisinin sahibi Frederic, Jean ve Herve Lescure kardeşler tarafından 1953'te yapılmış. Aslında Lescure kardeşler, 1927'te Hautier adlı mühendisin üstüne kayıtlı buharlı termos buluşundan esinlenip yekpare döküm alüminyum bir tencerenin kapağına esnek bir "güvenlik üzengisi" takmışlar ama en önemlisi iki supap koymuşlar, olmuş size bildiğimiz düdüklü.

1954'te düzenlenen mutfak eşyaları fuarının denetim sorumlusu, Lescure kardeşlerin buluşunu "sahtekarlık" sanıp sergilemeyi reddetmiş. Sen misin fuarda sergiletmeyen, Lescure kardeşler fuarın kapısına düdüklü tencereden bir duvar yığmışlar ve... Kapış kapış satılmış. Aynı yıl 820 bin, 1955'te 1 milyon, 1956'da 4 milyon düdüklü tencereyle donanmış Fransız mutfakları.

Düdüklü tencere 1965'te çelikten imal edilmekten gaynı elli yılda pek değişmedi. 90'ların başında mikrodalga fırınlarla rekabet için pişirme hızı arttı sadece. Yeni jenerasyon düdüklülerde, artık elektronik var. Klasik düdüklülerde düdük çaldıktan sonra gereken 12 dakika, yenilerde 4 dakikaya iniyor.

Üstelik lastiklerini de pudralamak gerekmiyor. Ah nerede şımartılması gereken o eski düdüklüler!

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1