Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kurşun ve kovanlar

Radikal · 17 Eylül 2003

Bizden söylemesi, günahı göndereceklerin boynuna: Artık belli, Türkiye'yi yönetenler Irak'a (şimdilik) 10 bin asker yollamak kararında. Hükümet ve ordunun kararı belli de, belli olmayan tezkerenin Meclis'ten geçip geçmeyeceği. Meclis'in tutumunu, bekleyip göreceğiz. Diğerlerinin gönderme kararlılığı ise, her zaman olduğu gibi, açık seçik söylemlerden değil, karineyle anlaşıldı. Önce Abdullah Gül, Irak'tan yükselen tüm 'Türk askeri istemezük' seslerine rağmen 'İstiyorlar' diye tutturdu. Ve tuhaf bir mantık geliştirdi: 'Türkiye'nin gelmesini istiyorlar. Ama söyleyemiyorlar.'

Böylece uluslararası politikada yepyeni bir 'disleksi' konsepti yarattı: Söylenenin tersini duymak, duyduğunun tersini anlamak. Demek ki Irak'taki aşiret reisleri, tarikat şeyhleri ve Irak Geçici Hükümet Konseyi'nin tayinli başkanı Ahmet Çelebi, gerçekten Türk askerini istemiyorlarsa,

'İsterük!' demek durumundaydılar. Ancak, 'İsteriz, dört gözle bekliyoruz,' deselerdi, acaba Abdullah Gül, 'İstemiyorlar' diye yorumlar mıydı, o başka. Ama biz bu disleksi konseptinden, hiç olmazsa asker gönderme kararının hükümet tarafından verildiğini anladık.

Yine de müjdeyi, tabii ki Türk yetkililerden önce ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'den aldık. New York'ta güreş şampiyonası izlerken röportajlanan Rumsfeld, kündeye gelince dümdüz konuştu ve: "Türkiye'nin asker göndermeye ilişkin işlemleri bitmek üzere. Türk askeri Irak'ta adaleti ve huzuru sağlayacak" deyiverdi. Bu sözlere 'Türkiyeli Amerikan' köşecilerin,

'Milletvekilleri ses çıkarmıyor, demek ki TBMM de tamam, asker gidiyor' yorumlarını ekleyince, durum tabak gibi ortada olup, içine kabak bekliyor, sayın sessiz izleyiciler. Ama ben, yine de Abdullah Gül ve Rumsfeld kadar emin değilim. Meclis bir sürpriz yapabilir, diye düşünüyorum. Daha doğrusu umut ediyorum. Hatta kimi milletvekillerinin, Rumsfeld'in Türk askeri çantada keklik muamelesinden, TBMM'nin iradesini hiçe sayan anlamı çıkarmalarını bekliyorum. Herhalde hayal kuruyorum, ama olsun. İnsanlar hayalleri kadar vardırlar.

Politikada gönül sesi dinlenmez, hayal kurulmaz, akıl ve fikir vardır diyenlere karşı, benim de iki çift sözüm var: Akıl fikir kumkuması Bush ve şürekası, Irak'ta hangi sesin batağına saplandı? Irak'ta neyin sesi gümbürdüyor şimdi ABD'ye karşı? Buyursunlar sustursunlar bakalım Irak'ın kin ve nefret kusan gönül sesini, susturabiliyorlar mı!

'Evimize dönmek istiyoruz' diye çığıran Amerikan askerlerinin bıkkın ve korku dolu sesleri, akıl fikir mi, yoksa gönül sesi mi?

Bir İsviçre gazetesinde okudum: Aklı evvel adamın biri, evinin balkonundaki yaban arısı kovanına bir kutu böcek ilacı sıkmış. Hayatta kalan arılar orasını burasını sokmaya başlayınca, böcek ilacı bittiğinden arıların ateşten kaçacağı antik bilgisini anımsamış, çakmağını çıkarıp çakmış ve... Patlamadan kendisi biraz yanıkla kurtulmuş, ama dairenin camı, çerçevesiyle birlikte aşağı kata uçmuş.

ABD, Irak'ta yaban arısı kovanına ilaç sıktı. Çakmağa davranıyor. Bırakalım Bush ve ekibi uçsun havaya, bence itfaiye olarak gitsin Türkiye, Irak'a. O zaman kurtarıcı olarak karşılanır belki. Şimdi ancak işbirlikçi olarak, birlikte yanar. Beklemekte, özellikle Amerikan seçim sonuçlarını beklemekte yarar var. Ama o akıl fikir, zaten ne de gönül, bizim güdüklerde ne arar?