Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Bıkkınlık

Radikal · 19 Eylül 2003

Mine G. Kırıkkanat

Zordur akıntıya karşı kürek çekmek. Hatta bazen, imkânsız.

Ancak yaşamda, kişinin akıntıya kürek çekmesi gereken zamanlar vardır. Dayanması gereken zamanlar. En azından, dayanmayı denemesi.

Akıntıya karşı kürek çekenler, doğru ya da yanlış, kendi burunlarının dikine giden özgün insanlardır. Onlar cesurdurlar. Çünkü özgünlük, cesareti gerektirir.

Oysa ne kadar kolaydır, akıntıyı arkasına alıp pupa yelken, hızla ve alkışlar arasında ilerlemek. Cesaret gerekmez, nereye diye sorgulamak fuzulidir, çünkü yalnız değilsinizdir bir, akıntı nasılsa götürüyordur bir yerlere, iki. Anca beraber, kanca beraber sonuçta karaya varılır nasılsa. O varış, karaya vurmak olsa da.

Akıntı, çoğunluk demektir. Çoğunluk, genelin istemi, yani halkın, ailenin, arkadaşların çoğunluğu olabileceği gibi, üyesi olunan kurumun yönetimi tarafından çizilen ve empoze edilmese de uyanın ödüllendirilip uymayanın cezalandırıldığı, cezalandırılmadığı zaman, en azından görmezden gelinerek yok sayıldığı 'genel' politika ya da 'trend' olabilir.

Zaten çoğunluk, böyle yaratılır. Birileri bir karar verir, kararını izleyenleri göklere çıkarır, uymayanların hakkını yer ve arkasına aldığı taraftarlar topluluğuyla herkes adına hareket ettiğini ilan eder. Olur size genel kanı, politika ya da trend.

Radikal gazetesi bir süre önce MGK'nın gizli yönetmeliğinde, halkın bazı konularda devlet politikasına uygun psikolojik koşullanmasına ilişkin çalışmalar yapan birimlerin varlığını ortaya çıkardı. Önemli bir gazetecilik başarısıydı. Ancak bu gazetecilik başarısının ta kendisi, ortaya çıkarılan 'devletlü' psikolojik propaganda birimlerinin ne kadar başarısız olduğunu gösteriyordu. Söz konusu propaganda dairesi başarılı olsaydı, başta MGK'nın varlığı, Kıbrıs'tan PKK'ya, benimsediği politikalar bugün böylesine sorgulanır mıydı?

MGK'nın gizli yönetmeliği ortaya çıktı, ama Türk medyasında da yazılı olmayan yönetmelikler, uyanı şakşaklayıp, uymayanı kenara iten propaganda birimleri var. Üstelik Türk basını, ekonomik çıkarlarına yönelik aldığı 'politikomedyatik' kararlara kamuoyunu psikolojik koşullama çalışmalarında MGK'dan çok daha başarılı!

Örneğin Türk medyasının ezici çoğunluğu, AKP iktidarıyla (şimdilik) iyi geçinmeye kararlı. Bu kararın gereği olarak, seçimlerden beri Türkiye'de her şey günlük güneşlik, her iş yolunda gidiyor, hükümet çok başarılı propagandası yapılıyor. Nasıl mı? Yazılı ya da görsel medyanın genel yönetmeni, yazılı ya da sözlü mesajlarla, empoze etmek istediği fikrin 'Do' sesini veriyor. Bu 'do'ya uygun ses çıkaranları sahnede ya da sayfada öne çekiyor, çıkarmayanları arka plana itiyor. Görmezlikten geliyor, siz yoksunuz, esameniz okunmuyor demeye getiriyor. Akıntı yaratıyor, sizin anlayacağınız. Karşı kürekçilere, yok saymaktan başka bir yaptırım uygulanmaması da, 'tarafsız gazetecilik, çokseslilik, ifade özgürlüğüne saygı' olarak sunuluyor, Çünkü sonuçta, tarafsız basın olmanın inandırıcılığı, tek tük muhalifin varlığına bağlı. Dolayısıyla, trend merciileri tarafından tahammül ediliyorlar.

Sizin de fark ettiğiniz gibi, naçiz yazarınız bir süredir, akıntıya kürek çekiyor, sevgili okurlar.

Çünkü hiçbir işin yolunda gittiğine, her şeyin güllük gülistanlık olduğuna değgin hiçbir işaret görmediğim gibi, pembeye boyanıp gösterilen işaretlerin hayra değil, şer'e alamet olduğunu sanıyorum. Yanılabilirim. Umarım yanılırım, zaten. Ancak haklı çıkarsam, artık bu kez, empoze edilen trendlerin tersine gider düzlerin, kamuoyunu yanıltıcı akıntı yaratan ve uyanlara hesap sorması gerekiyor. Kendilerini halkın sesi sanan, kendi çıkarlarını toplumun çıkarıymış gibi sunan bu medyatik genellikten bıktım ben. Medyatik genellik de benim gibilere tahammül ediyor zaten, o kadar. Ancak dananın kuyruğu, benim tahammülümün sonunda kopacak. Onların değil.