Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

İmam – hatip operasyonu

Radikal · 11 Ekim 2003

Naçiz yazarınızı okuyan imam-hatiplilerin büyük bölümü dünyada hangi işle meşgullerdir bilinmez, ancak öbür dünyada 'zebani' olmaya hevesli ve adaylar. Beni cehennemde yakmak arzusuyla yanıp tutuşur, nasıl ve kaç derecede, kaynatarak mı, yoksa ızgara yaparak mı pişirileceğime dair bilgi verirler. Pişirme tariflerinden sezerim ki, amaçları beni korkutmaktan çok, kendi korkularını yazarken aldıkları zevktir. Günah korkusunu sevmek, dehşet filmlerinden zevk almak gibi bir şey olsa gerek. Ama az sayıda da olsa, düzgün ve aklı başında imam-hatiplilerden de mektup aldığım olur, sevinirim o zaman. İşte aşağıdaki satırlar, böyle bir genç imam-hatipliye ait:

"Sevgili Mine hanım, size ilk defa elektronik posta gördermenin heyecanı içerisindeyim. Öncelikle belirtmek isterimki, hayatımda en çok sevdiğim kadınlardan biri (Y.N.: Dikkatinizi çekerim, en sevdiği insanlardan ya da yazarlardan biri değil, kadınlardan biriyim...) sizsiniz. Elbetteki bu mesajı göndermemin nedeni size olan hayranlığımı dile getirmek değildi ama fırsat bulmuşken belirteyim dedim. Umarım beni hoş görürsünüz. Asıl konuya gelmek istiyorum. Radikal gazetesini yaklaşık olarak üç yıldır okuyorum ve sizin bu güzel ve kaliteli gazeteye apayrı tat veren yazılarınızı severek ve çoğuna katılarak okuyorum. Fakat bir konuda sizinle ayrı düşündüğümü belirtmek istiyorum. Bu konu sizin de çok duyarlı olduğunuz imam-hatip okullarıyla ilgili.

Ben 1999 yılında Patnos imam-hatip lisesinden mezun oldum. O tarihten bu yana istediğim üniversitede okumak için çaba sarfediyorum. Fakat mevcut sistemden dolayı sınavda başarılı olmama rağmen bir türlü yerleşemiyorum. Biliyorsunuz ki imam-hatip mezunlarının ilahiyat fakültelerinden başka bir bölüme yerleşmeleri neredeyse imkânsız hale geldi. Ben ilahiyat fakültesinde öğrenimime devam etmeyi düşünmüyorum. Çünkü ben geçmişimin aksine değil şeriat düzenini savunmak İslam dinine bile inanmıyorum. Benim durumumda olan birçok arkadaşım var ki bunlar sadece benim tanıdıklarım. Bu durumda sizce ne yapmalıyım. Belirtmek isterim ki sizden haddim olmadan şunu beklerdim. Düşmanınız bile olsa bir kişinin haklarının kısıtlanmasına karşı çıkmalıydınız.

Size armağan edebileceğim tek varlığım olan sevgimi sunuyorum. Hoşçakalın."

Ben insanlara önce kuşku sonra güven duyanlardan değil, önce inanıp sonra, gerekirse içtenliğini sorgulayanlardanım, sevgili okurlar. Bu mektubun sahibine de, söylediklerine de inanıyorum. Türkiye'de imam-hatip kökenli olup çok düzgün, bilgili ve seçkin kadrolar da var. Üstelik dini inançlarını koruyarak. Pek çok imam-hatip lisesi de eğitim düzeyi olarak iyi okullar.

AKP hükümeti, işte bu gerçekten yola çıktığını öne sürerek imam-hatiplilerin üniversiteye girişini kolaylaştıran tasarıyı Meclis'e sevk etti. Ancak bu tasarının gerçek amacı, hasbelkader imam-hatip lisesinde okumuş başarılı öğrencilerin uğradığı haksızlığı gidermek değil, imam-hatip liselerinin kaybettiği önem ve öğrenci sayısını artırmak, hatta genel liselere göre ayrıcalık ve üstünlük vermek. Çünkü aynı tasarı, ÖSS puan hesabında bugüne değin geçerli 'okul başarısı'nı kaldırarak, not ortalaması ölçütünü getiriyor ve böylece Türkiye'deki en üst düzey lise eğitimi veren fen liselerini sabote ettiği gibi, oradan çıkan öğrencilerin hakkını yemeye hazırlanıyor.

Bu bir komplodur. AKP hükümeti, Meclis'e gönderdiği tasarıyla Türkiye'deki laik ve bilimsel eğitimi ezmek, imam-hatip liselerine prim yaptırmak istemektedir. Bu tasarı, dinci bir iktidarın iradesi ve ifadesidir. Çünkü... Eğer AKP yalnızca muhafazakâr ve gerçekten laik bir parti olup Türkiye'deki imam-hatip liselilerin önünü açmak isteseydi, tasarı bambaşka bir çözüm içerirdi: İmam-hatip liseleri arasından Türkiye'nin ihtiyacı kadar ilahiyatçı yetiştirmek ve yalnız ilahiyat fakültelerine girebilecek kadarı korunur, diğerleri genel liseye dönüştürülür ve tüm genel liselerde din dersi zorunlu olmaktan çıkarılır, 'tercihli' olurdu. Bu dönüşümle birlikte, şimdiye dek imam-hatip liselerinden mezun olmuş ve ilahiyat fakültesinde okumak istemeyen öğrencilere de bir defaya özgü, üniversiteye giriş hakkı tanınır, halen mağdur olanların sorunu çözülmüş olurdu.

Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, Türkiye'deki kadar çok din okulu yoktur ve sınırlı sayıdaki din okulları da zaten özeldir. Böylesine çok imam-hatip okulu, dine dayalı devlet eğitim kurumunun varlığı, dünyada ancak 'şeriat' rejimlerinde görülmektedir.

Anayasasında dini yazan İsrail ya da Hıristiyan ülkelerinde bile dini eğitim veren liselerin sayısı, genel liselere oranla çok düşüktür. Genel liselerde zorunlu din dersi ise, bırakın laiklik, demokrasinin özüne aykırıdır.

Yalnız bu tasarı bile, AKP hükümetinin temelinde laikliğe karşı ve bir İslami demokrasi peşinde olduğunun kanıtıdır.