Bir şarap tapınağı: lavinia
Milliyet · 13 Ekim 2003
Antik çağın en büyük yapıları, tapınaklardı. Bir başka deyişle insanlar için “en büyük”, tanrısaldı. Şimdilerde tüketime tapıyor olacaklar ki, dünyanın en büyük yapıları ticaret “tower”ları, alışveriş “center”ları, akla hemen “mal” kavramını getiren “mall”lar... Kısacası tanrısalın yerini, parasal aldı. Bir zamanlar depresyona girince tapınağa koşup duaya sığınan insanlar, artık kapağı çarşıya atıp alışverişle tedavi oluyor, para sunup mal alıyorlar.
Batı kültüründeki tapınma olgusunda, Antik Çağ’ dan günümüze değişmeyen tek kutsal aksesuar kuşkusuz “şarap”. Ve çağımızın ulvi trendini değerlendiren iki Fransız, yeni müminlerin huşu içinde şarap satın alıp huzura kavuşacakları bir “mall” zinciri yarattılar. Dünyamızda artık şarabın da, üç dev tapınağı var: Lavinia.
Thierry Servant ve Pascal Chevrot, şarap ticaretinde “dükkan” kavramını yıkmakla kalmayıp, yepyeni bir “mall” anlayışını; hem yerinde servis, hem de dünyanın her yerine gönderilen sipariş sistemiyle kuran iki iş adamı. İlk Lavinia’yı1999 yılında Madrid’de, ikincisini 2001 yılında Barcelona’da açtılar ve başarılarını geçen yıl Paris’in en ünlü caddelerinden Madeleine’deki Lavinia ile perçinlediler. Bu yazının konusu, elbette Paris’teki şarap “mall”u. Resmi adı “Lavinia Şarap Evi” olan dev alışveriş merkezinin, mütevazi adına nispet yapan boyutları var: 1500 metreye yayılan üç katta, 40 ülkeden 6500 çeşit şarap ve alkollü içki satılıyor. Tabii en büyük alanı, şaraplar kaplıyor. Öğle yemeği için 80 kişilik bir restoran, “mall”dan satın aldığınız şarabı Fransız peynirleri ya da dünyanın en leziz (ve en pahalı) jambonu İspanyol “jabugo”suyla tadabileceğiniz küçük bir bar ve bir de şarap kitaplığı var.
“Sommelier” diye adlandırılan 15 şarap uzmanının rehberlik yaptığı Lavinia’nın bence en önemli özelliği, her keseye uygun şarap ve içki bulunması. Lavinia, pazar politikasını “çeşitliliğe saygı, kaliteye orantılı fiat” olarak açıklıyor. Şaraplara eşit muamele yapıldığı gibi, varsıl müşteriye ayrı, orta halli ya da hiç halsiz müşteriye ayrı davranılmıyor. Mekanın devasalığını karşın, gerçekten sıcak, çekici ve rahat bir ortam yaratan Lavinia, “şarabın felsefesine kültür ruhuyla hizmet” şiarını düzenlenen etkinliklerle de vurguluyor. Örneğin bir şarap amatörleri klübü var. Club Lavinia’nın 7000 üyesi, özel indirimlerden ve şarap “hareketlerinden” haberdar ediliyor. Her ayın üç son cumartesi günleri, isteyen herkesin 135 Euro karşılığında yazılıp izleyebileceği “şarap tadım” kursları veriliyor. Şarapçılık sanatı, üzüm türü, bağ ve bölge özellikleri öğretildiği gibi “oenolojik” burun hassasiyeti geliştiriliyor bu kurslarda. Şaraptan anlamanın birinci koşulu, tadından önce kokusunu tanımlayabilmek çünkü.
Herkesin katılabileceği en eğlenceli Lavinia etkinliği ise, halka açık şarap tadımları. Her tadımda bir ülkenin, bir bölgenin şarabı tanıtılıyor, uzmanlar nutuk atar, müşteriler kendi aralarında sohbet ederken içilen bedava şarabın keyfi bir başka çıkıyor.
Ama benim yaptığım gibi, yalnız gezmesi bile keyifli Lavinia’yı.
Sunağında her çeşit içkinin bulunduğu Tanrı Baküs’ün bu yeni tapınağında, en ucuz sihirli iksir 3 Euro olup bir Fransız şarabı, Bourg St.Andreol bölgesinde Ardesc markası. En pahalı iksir ise, yine şarap ve yine Fransız... Sıkı durun, düşmeyin ya da çeneniz düşmesin sakın, bir apartman dairesi fiatına, tam 36 bin Euro! Çünkü o bir Romanee Conti 1991, üstelik “mathusalem”, yani 6 litrelik şişe. Aile boyu da diyebilirsiniz, şarapta kertenkele boyundan başlayıp timsah soylarından geçtikten sonra “dinazor aile boyu”na uzanan bir şişe sıralaması var. Şişenin en küçüğü 20 cl, normali 75 cl’lik. Ötesine şişe denmiyor; Magnum (1,5 litre), Jeroboam (3 litre) Rehoboam (4,5 litre) Mathusalem (6 litre) Salmanazar (9 litre) Balthazar (12 litre) ve Nabuchodonozor (15 litre) diye çağrılıyorlar.
Lavinia’nın en pahalı şarabı Romanee Conti, Bourgogne bölgesinin efsane bağlarından geliyor. Daha ucuz olanları da var. Örneğin 1994 modeli, 5272 Euro... Bordeaux bölgesinden bazı Mouton Rotschild’lerin fiatları da fena sayılmaz. Bu ünlü bağın 1945 mahsulü bir şişe şarap, tam 10 bin350 Euro. Ancak kimi Mouton Rotschild şişesi alanlar hem şarap, hem resim koleksiyoncusu oluyorlar. Çünkü bu şarabın 1956 etiketi Braque, 1957 etiketi Andre Masson, 1970 Chagall, 1971 Kandinsky, 1990...Francis Bacon’ın fırçasından çıkmış ve daha pek çok yılın etiketi ünlü ressamların imzasını taşıyor. Resme meraklı ve parası olanlar, örneğin Chagall etiketli bir Mouton Rotschild’i 920 Euro’ya sardırıp gidiyorlar. Francis Bacon, sudan ucuz: 383 Euro. Alayım mı diye düşünmedim değil valla. Bizzat arkadaşım ve yaşayan ressam Alchinsky’nin etiketi 895 Euro olup, 1680 Euro’luk Andre Masson’dan ucuza satıldığını görünce vazgeçtim. Bu noktada şarabın mı etiketin mi o parayı ettiği kafamda karıştı çünkü.
Üstelik Lavinia’da gerçekten çok ucuza ve nefis şaraplar almak mümkün. 6500 çeşit içkiden, 3000’i Fransız, 2000’i dünya şarapları, 1500’ü de viskiden konyağa her tür alkol. Tüm şaraplar yatık ve bazıları 18 derece sıcakta tutulurken, kimileri mahzende, hatta cam korunaklar altında 14 derecede muhafaza ediliyor.
Şarapta üç büyükler, Fransa, İtalya ve İspanya’dan sonra en çok revaçtakiler ABD’nin Kaliforniya bölgesi şarapları. Şili, Avusturalya ve Yeni Zelanda şarapları da bu dalda atılım yapan, geleceği parlak ülkeler. Benim gönlüm, Lavinia’da iki şaraba takıldı. İspanyollar, 1999 yılında damıttıkları bir şaraba Allende’nin adını vermişler, 22 euro’ya satılıyor. Küba şarabı Castillo de Morro’yu da hararetle önerdiler: 16.80 euro.
Bu şarap tapınağının ayrıca bir kolaylığı var. İstediğiniz şarabı seçip istediğiniz ülkeye göndertebiliyorsunuz. Örneğin 36 şişe şarabın Türkiye’ye nakliyesi 1191,36 Euro. Aşağı yukarı üç THY bileti, artık siz bilirsiniz.
Lavinia’da bir eksikliğe çok üzüldüm: Tek bir Türk şarabı olmadığı gibi, Rakı da yok. Rakı’nın yokluğu haksızlık, ama Türk şarabı neden yok? Acaba çoğu Türk şarabı kalitesinin üstünde fiata satıldığı için mi seçilmediler? Çünkü ne yazık ki gerçek bu. Türkiye’de 50-60 milyon TL etiket konulan ve “en iyisi” diye sunulan kalitede şarapların daha iyileri, burada yarı fiyata bulunuyor. Ve ülkemizde gerçekten en iyileri, fiyatları makul ve sayıları sınırlı bölge şarapları. Onların gücü de ne tanınmaya, ne de ihraca yetiyor anlaşılan...
________________________________