Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Tarih mi mükerrer,yoksa budalalık mı?

Radikal · 15 Ekim 2003

Bilmem farkında mısınız, Türkiye demokrasi tarihinin en ilginç sayfalarını açıyor. Ancak Arapça Kuran taliminden yetişen kadroların tabii ki sağdan sola açtığı her tarih sayfası; soldan sağa yazılmış Cumhuriyet tarihinin eski bir sayfasına denk geliyor. Başka bir deyişle AKP iktidarı, Cumhuriyet

tarihini sondan başa çevirerek demokraside yeni bir sayfa açtığını sanıyor. Oysa bir yıllık AKP iktidarının o kitapta yeni diye açtığı henüz iki sayfa, belki onlar için görünmez mürekkeple yazılmış, ama benim için çok açık, demokrasinin tersyüz edildiği iki sayfadır: Adnan Menderes ve Kenan Evren'in 'ilahlık' dönemlerini anlatır.

Biz de sondan başlayalım: AKP kongresinde Recep Tayyip Erdoğan, tek aday ve tek listeyle, tek bir muhalif olmadan tekrar başkan seçildi. Türkiye'ye demokrasi vaat eden parti, demokrasiyi kendi içinde bitirdi. Hatırlarsanız, Kenan Evren bile bu kadar demokrat olamamış ve 1982 yılında Anayasa referandumuyla birlikte oyların 'yalnızca' yüzde 95'ini alarak aynı anda devlet, Genelkurmay ve MGK Başkanı seçilmişti...

Ama Kenan Evren ve askeri cuntasından önce, katıldıkları ilk seçimlerde aldıkları oy oranı aynı olmasa da, AKP iktidarının 2003'teki birinci yılı, bana DP iktidarının 1951'deki birinci yılına ilişkin okuduklarımı anımsatıyor. Kısa ve özlü bilgi edinmek isteyenler, Büyük Larousse'a baksınlar yeter: AKP insan hakları ve demokrasi söylemiyle iktidara geldi, umut rüzgârları estirdi. DP de özgürlük ve demokrasiden söz ederek iktidara gelmiş, umut rüzgârları estirmişti. AKP'nin birinci yıl sonunda

'esas' meşguliyeti imam-hatip okulları ve TÜBİTAK'tan YÖK'e devletin tüm laik kurumlarında dini kadrolaşma. DP iktidarının birinci yıl esas etkinlikleri de Arapça ezan yasağını kaldırmak, devlet radyolarına (henüz televizyon ve özel radyo yoktu) dini yayınlar yaptırmak ve okullarda 1950 yılına değin isteğe bağlı olan din dersini zorunlu kılmak olmuştu. AKP iktidarı birinci yılında ABD'nin çağrısına uyarak Irak'a asker gönderecek. DP iktidarı da birinci yılında, ABD'nin çağrısına uyarak Kore'ye asker göndermişti.

14 Mayıs 1950 seçimlerinde oyların yüzde 53'ünü alarak iktidara gelen DP'nin Kore'ye gönderdiği 5 bin 090 kişilik birlik, tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında 2 Ekim'de hareket etti İskenderun Limanı'ndan. Ne tuhaf! 3 Kasım 2002 seçimlerinde oyların yüzde 33'ünü alarak iktidara gelen AKP, yine ekim ayında asker göndermek kararını çıkardı TBMM'den.

Bu kez en az 10 bin asker gidecek, normal.

O zamandan beri ikiye katlandı zaten nüfus da.

1950'de Kore Birliği adı verilen 5 bin 090 mevcutlu Türk askeri gücü, üç yıl süren harici savaşında 721 şehit verdi. 2 bin 147 askeri yaralandı, 234 askeri tutsak düştü ve 175 askeri kayboldu. Evet, kayboldu. Bilançoya böyle bakılacak olursa, Kore'ye sağlam giden 5 bin 090 kişiden, yalnız 1813'ünün sağ salim döndüğü anlaşılıyor. Benim dayım Fethi Bozkır, savaş bittikten sonra, sembolik kolluk kuvveti olarak Kore'ye gönderilenler arasındaydı. Kazasız belasız döndüğünü sanırken, yıllar sonra, Kore'de dalağına yerleşen öldürücü bir virüsün kurbanı oldu...

Tarih, fasit bir tekerrürden ibaret değil elbet, helezoni... Ufak tefek farklılıklar olabilir. Ama sonuç, haliyle değişmiyor pek. Haliyle dedim,

çünkü tarihi tekerrür ettirenler, benzeri koşullarda aynı kararları verenler. Zaten budalalığın tarifi de, farklı olmasa gerek.

Üstelik bütün bunlar 'demokrasi' adına yapıldı Türkiye'de. 1950'de Arapça ezan, zorunlu din dersi vb. demokrasi diye konuldu ortaya. Güney Kore'ye asker, ABD'nin zoruyla komünizme karşı dünya demokrasisini savunmak için gönderildi. Şimdi de ABD'nin zoruyla Irak'a demokrasi götürmeye gidiliyor, güya. Üstelik bu kez, daha asker gitmeden Türkiye vuruluyor... Eğer dünkü gelişmelerden sonra dönülmezse asker göndermek kararından, sanırım bu kez tarih, mükerrer budalalığın bedelini kat be kat ödetecek.