Başına buyruk bir kadın
Radikal · 19 Ekim 2003
Herkesin herkese benzemekle yetinmeyip çoğul sürüyü ya da sürüsel çoğulu izlemek için yarıştığı bir zamanda, Aydınlanma Çağı'ndan söz etmek 'out'a şut çekmekle eşdeğer bir çaba elbet. Ama tam da bireyselliğin tanımı, kişilik gücünün yetkinlik sınavı. Bu sınavda başarı, kaleye şut çekmekten değil, 'out'a çıktığı sanılan şutun önüne kaleyi getirebilmekten geçiyor. Var böyle deliler. Ben de onlardan biriyim, bedelini ödemeye hazırım, zaten ödüyorum ve bugün size, 'in'cilerin ıslıkları arasında 'out'a çektiği şutunun önüne kaleyi getiren bir başka çılgın kadından, Şahdor Cevan'dan söz edeceğim.
35 yaşındaki Şahdor, İran toplumunun hiç yaşamadığı, dolayısıyla yeni keşfettiği Aydınlanma Çağı'nın 'özgür bilinç'lerinden biri. Azerbaycan asıllı bir İranlı. Aslında doktor, ama toplumsal 'in'e olan isyanı, 'out' tutkusu onu yazarlığa zorlamış. Ne usta, ne de edebi anlamda değeri olan bir yazar değil, zaten böyle bir derdi de yok. O sivri dilini hançer ve kalemini makineli tüfek gibi kullanıyor. Özgürlüğün 'başına buyruk', evliliğin 'baş bağlamak', isyanın 'başkaldırmak' diye tarif edilmesi boşuna değil; Şahdor Cevan türbana, peçeye, çarşafa, kadını saklamaya yarayan ne varsa düşman. Öyle böyle bir düşmanlık değil, tüm varlığı kadının örtünmesine karşı mücadeleye adanmış. Bugünlerde başörtüsüne karşı yazdığı 46 sayfalık bir 'iddianame', elden ele dolaşıyor Fransa'da. Baş örtmeyi özgürlük, çıkarmamayı kimlik diye sunan kadınlara 'kapo'lar diyor Şahdor, yani Nazi yamakları... Zaten başörtüsü, Şahdor Cevan için bir zamanlar Nazilerin Yahudileri takmaya zorladıkları Davut yıldızı. Ve 'kapo'lara soruyor Cevan: "Neyi saklıyorsunuz ve kimin gözünden? Allah'ın mı? O sizi banyoda çıplak da görüyor. Erkeklerin gözünden saklanıyorsunuz. Niye?"
Sonra kadının örtünmesini savunan Müslüman erkeklere dönüp: "Örtmeyi o kadar seviyorsanız, kendiniz örtünün!" diyor. Bu öneriyi ben de beğendim doğrusu.
Şahdor Cevan, 10 yıl süreyle örtülü yaşamak zorunda kaldığı İran'da da susmamış, dili öylesine sivri ve uzun ki, boynuna dolanıp ucunda sallanmasına ramak kalmış. Babası, hem de resmen 40 kez evlenmiş bir
Azeri derebeyi, Paşa Han. Yazar Cevan'ın kardeşlerinin gerçek sayısından haberi yok, 15'ni şöyle böyle tanıyor. Pek de sık görmediği babası önce Şah, ardından Mollalar rejimi sırasında hapis yatmış. Annesiyle büyümüş ve 15 yaşından öteye, ölümle dans etmiş sürekli. Ölümün sürekli ayaklarına basıp, sonunda yarıda bırakarak kaçtığı dans bir gün, Tahran'daki okulunda başlamış. Sınıfa giren bir Molla, kızlara: "Âdet zamanlarınızda siz murdarsınız, oğlan çocuklara daha da uzak durmalısınız. Pisliğiniz onlara bulaşmamalı ve sizin yüzünüzden doğru yoldan şaşmamalılar!" buyurmuş. Şahdor Cevan, ilk yasağı gözleriyle delmiş. Şimdi çok güzel bir kadın, 15 yaşındayken de çok güzeldi kuşkusuz; erkeklere yaklaşır, doğrudan bakması yasakken, dimdik gözlerinin içine bakarmış. Ne masum bir isyan! Tedbirli olması için uyaran ve "Herkesin kör olduğu yerde, kör gibi yapmalı," diyen annesine 14 yaşındayken verdiği yanıt ise, bugünkü kişiliğinin orta direği: "Herkes körse, beni de görmezler, istediğimi yaparım!" Genç kadının körler diyarında gördükleri, bu yazıya sığmaz. Sadece 13 yaşındaki çocukların, arkadaşlarının okul bahçelerindeki katli, bir akşamüstü evlerinden alınıp bir daha dönmemeleri yeter, anlayana. Doktor olduktan sonra çalıştığı hastanede, tecavüze uğrayan kadınların doğurdukları
'piç'lerin, kız doğuran kadınların kocaları tarafından boşanmamak için kız çocuklarının öldürülmesi için hekimlere, hemşirelere yakarışları, kulaklarından gitmiyor Şahdor Cevan'ın. Kadınlık onuru konusunda umudu kestiği anavatanı İran'ı 1991'de terk etmiş sonunda. Türkiye'de, İstanbul'da yalnız başına geçirdiği birkaç ay var. ABD'ye gitmek isterken, dilinde tek kelime bile bilmediği Fransa'da bulmuş kendisini. Hizmetçilik, garsonluk, dil kursları, üniversite eğitimi ve ağır bir depresyondan sonra... Şimdi antropoloji tezini hazırlıyor. Yeni öğrendiği Fransızcada, ikinci kitabını yazdı.
Şahdor Cevan, mücadelesine kaçtığı ülkede devam ediyor. Ama İran'dan kaçmayan, kaçamayan kadınlar da var. Ve hiçbiri türban, çarşaf, örtünmek istemiyor artık. Hiçbiri. Bugün İran'da rejimi sürdüren erkekler olmasa, bütün kadınlar açar başını. Nobel ödüllü cesur Şirin Ebadi'den, en korkağına kadar. Ve ne tuhaftır ki İran'ın döndüğü yasakçı yollara, bizim ellerde özgürlük diye giriliyor...