Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Uyum ve uygulama

Radikal · 1 Kasım 2003

Yaklaşık iki yıldan beri, ikide bir rekor sayıda AB’ye uyum yasası çıkarmakla övünüyoruz. AB ölçülerine uygun yasama sürecini AKP iktidarı daha da hızlandırdı, ancak yine de yaranamıyoruz AB’ye. Son gösterge, İlerleme Raporunda yer alan “Türkiye uygulamada yavaş ve kararsız” ibaresi. Başbakan Erdoğan bu tür ibareleri “sudan bahaneler” olarak değerlendirirken, Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül, “objektif değerlendirme” olarak niteledi. Bence Gül doğru düşünüyor. Erdoğan ya bilmeden konuşuyor, ya da her zamanki gibi “halkın duymak istediğini” söylüyor.

Çünkü çoğumuzun onayladığı uyum yasalarında, çıkarma hızı artmakla kalmadı, fren boşaldı, paralel gitmesi gereken uygulama, yasamanın peşinden yetişemiyor. Türkiye’nin tüm hukuk sistemi değişiyor. Bu değişime ancak “bilen” insanlar ayak uydurabilir. Dolayısıyla hukukçuların, yeni sistemin gereklerine göre eğitilmeleri gerek. Sistemin işlerliği açısından tek çare eğitim. Başka çare yok. Oysa bizim ellerde hukuk sistemi, “istim arkadan gelsin” kafasıyla bu eğitimin altyapısı kurulmadan değişiyor, sonuç ortada: Yasa var, uygulaması yok. Çünkü uygulayıcı, yeni yasayı bilmiyor, yorumlayamıyor, hatta anlayamıyor. Sonuç bir felaket: Yenisini yapalım derken, eski ağır aksak fıstıki makam ilerleyen sistem bile boğuldu.

Örneğin AB’ye uyum süreci gereği Aile Mahkemeleri kuruldu. Aileyi ayırmadan önce uzlaşmaya yöneltmeyi amaçlayan bu mahkemelerde, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacının görev yapması ve gerek bu görevlilerin, gerekse yargıcın evli, çocuk sahibi, tercihen 30 yaşını doldurmuş ve aile sorunları konusunda lisanüstü yapmış olması aranıyor. Eşinden boşanmış ya da dul bir yargıç, aile mahkemesine atanamıyor. Oysa bu niteliklere sahip yargıç sayısı kısıtlı olduğu gibi, yeterli sayıda psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı falan da yok! Yargıçlar, hiç bir eğitime tabi tutulmadan yeni kurulan Aile Mahkemelerine atandılar. Uzman kadro da zaten bulunamadı, dolayısıyla yeni Aile Mahkemeleri, boşanma, nafaka, çocukların bakımı gibi davaları eski sistemle görüp, bildik usulle karara bağlıyorlar mecburen... Yani yeni sistem, şimdiden kadük, ya da iflas...

Örneğin eski sisteme göre 15 yaşından küçük sanıklar sayıları zaten kısıtlı ve yetersiz Çocuk Mahkemelerinde yargılanırdı. AB’ye uyum yasaları gereği, çok doğru bir düzeltmeyle 15 yaş “çocukluk” sınırı 18’e çıkarıldı. Bu durumda 18 yaşından küçük sanıkların davalarına bakan tüm asliye ve ceza mahkemeleri görevsizlik kararı vererek dava dosyalarını Çocuk Mahkemeleri’ne gönderdiler. Sonuç, sayıları zaten kısıtlı ve yetersiz bu mahkemelere üç ay içinde 40 bini aşkın dosya yığıldı ve Çocuk Mahkemeleri uygulaması, şimdiden tıkandı!

AB’nin “uyguluma yok” dememek için “yavaş ve kararsız” değerlendirmesinin ardında böyle gerçekler var işte. Daha neler, neler...

Örneğin bir asliye ceza yargıcı, benim sevgili arkadaşım Suzan Yaltı, günde 50 ila 100 arası davaya bakıyor. Üç gün duruşma yapılan bir haftada, ortalama 200 dava demek bu! Suzan Yaltı, sorumluluk duygusu taşıyan bir yargıç ve vicdan sahibi bir insan. Bu 200 davada haksızlık etmemek, görevini düzgün yapabilmek için, gündüzleri yetmiyor, geceleri evinde dosya okuyor, çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor... Onun gibi nitelikli pek çok yargıç var Türkiye’de. Onlarca kez davalı bir gazeteci olarak biliyorum, görüyorum ve bu insanların bu işin altından nasıl kalkabildiklerine şaşıyorum. Bu konulara tekrar döneceğim. Ama bugün, herşeyden önce sizlerle buluşacağım bir gün.

Bugün TÜYAP Kitap Fuarında, huzurunuza çıkacağım. Saat 16-17 arası, Karadeniz Salonu’nda son romanım “Bir Gün, Gece” üzerine söyleşeceğiz sizinle; siz soracaksınız, ben anlatacağım. 17.30-18.30 arasında ise OM Yayınevinin 4-201C’deki standında kitaplarımı imzalayacağım. Uzun süre ayrı kaldım sizlerden, kavuşacağımız için hem mutlu, hem de heyecanlıyım...