Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Yeti’den seti’ye

Radikal · 2 Kasım 2003

Kimi yere bakar bu dünyada, kimi göğe. Kimi geçmişe takılır, kimi geleceğe. Ama bilimin vaheye üstünlüğü ergeç kanıtlanırken, vaheyin bilime üstünlüğü her zaman saçmalatır. Çünkü mantık, bazen izleyemediği bilimsel hayaller gerçekleşirse onlara uyar, oysa bilim kazandıkça kaybeden vahey mantığa hiç uymaz. İşte size geçmişi gelecek sanan vaheyden bir örnek:

Britanya’da örgütlü Hristiyan köktenci bir tarikat, geçenlerde İsrail hükümetine resmi bir başvuruyla, Ölü Deniz’de “balık avlama” izni istedi. Oysa dünya alemce bilindiği gibi, adı üstünde Ölü Deniz aşırı tuz yüzünden hiç bir canlının yaşamadığı bir deniz. Dolayısıyla balık olmayan yerde balık avlama izni, en azından tuhaftı. İsrail’deki Hasidikler bile, Britanya’lı benzerlerinin talebine şaştı. Ama Ölü Deniz’e kökten takan tarikat, tuzda balık avlama talebini su geçirmez bir gerekçeye dayandırmıştı. Eski Ahit’te Hezekiel peygamberin vahyi açıktı: Dünyanın sonu gelince Ölü Deniz’in suları balık kaynayacaktı! Dünyanın sonunun yaklaştığına inanan tarikat üyeleri de uyanık davranıp herkesten önce bu balıkları avlamak için izin istiyorlardı... Kafayı böyle üşütünce burunları tıkandığından hiç birinin aklına gelmemişti ki, dünyanın sonu insanlığın sonu demek olup, Ölü Deniz’de balık kaynasa bile onları avlayacak balıkçı kalmayacaktı!

Geçmişi gelecek sanan ve yere bakanlara inat, gözlerini gökyüzüne dikenler ise geleceği daha plan ve programlı arıyor, bilimsel hayaller görüyorlar. Bir zamanlar kar adamı Yeti’nin izini sürenlerin torunları, bugün uzayı tarayan Seti programının babaları. Bu program, Porto Rico’daki Arecibo uzay rahathanesinde gökyüzünün derinliklerinden gelecek “uzaylı zeka” sinyallerini dinlemeye yarayan bir bilgisayar sistemi. Aslında astrofizikçiler, tam kırk yıldır uzayı tarıyor, ellerinde kandil yerine çeşitli mikrofon ve teleskoplar, derin ve sonsuz karanlıkta insan olmasa da “akıllı” bir dost arıyorlar. Oysa kırk yıldır uzay dilsiz, ne bir ses, ne bir nefes veriyor. Temel’in Afrika’da uğradığı tecavüzden sonra yakındığı gibi, “ne mektup geliyor, ne de telefon...” Ama Seti programının peşindeki bilimciler yılmıyor. Onlardan biri, tam olarak Maggie Turnbull adında “exobiyolojist” (bu bilim dalı sabık biyoloji mi oluyor, yoksa biyoloji dışı mı, ben de anlayamadım) bir hanım, 30 adet yıldızı incelemeye almış ve İkizler takımyıldızındaki 37 Gem adlı yıldıza takmış kelleskop, pardon teleskopunu. Bu yıldız orta yaşlı, yani bizim güneşten biraz daha taze ve biraz daha sıcak olup çevresinde dönen bir uydu gezegeni ışıklarıyla sulayıp dünyadakine benzer bir uygarlığı yaratmak için yeterince istikrarlıymış. Maggie Turnbull, olasılık deneme eleme metoduyla vardığı kanıyı, ciddiyetiyle tanınan New Scientist dergisinde yayımlamış bulunuyor. NASA’nın da henüz üretim aşamasında ve kısaca TPF diye anılan bir teleskop programı var: Terrestrial Planet Finder. Bu teleskop da yapay göz ve kulaklarını uzaya dikecek, bir dost selamı, bir canlı sesi bekleyecek. Bakalım Nasa’nın TPF’si mi kapacak derin ve karanlık sonsuzluktan gelecek ilk “canlı” sinyali, yoksa Maggie Turnbull mü?

Ben kadın zekasına güvenirim. Tabii eğer uzayda, dünyadan başka bir gezegende hayat varsa... Zaten yoksa bile, Ölü Deniz’de balık avlamaktan daha mantıklı görünüyor uzayda canlı aramak. Çünkü uzay sonsuz. Sonsuzdan umut kesilmez. Bugün yoksa, yarın yeşerir. Oysa dünyanın boyutları da sonu gibi belli. Keşke geçmişi gelecek sananlar ve geleceği uzaydaki gezegenlerde arayanlar, var olan ve yaşayan yegane gezegeni, üstünde yaşadığımız mavi küreyi, mahvettiğimiz güzel dünyayı biraz şımartsalar...