Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Türban yasağı ve AB raporu

Radikal · 9 Kasım 2003

Türkiye'de demokrat ve laik olduğunu iddia eden bir kesim, 'türbanı gündemden çıkaralım, daha önemli işler var,' söylemiyle tesettürün kamu alanına girmesini savunuyor. Oysa İslami tesettür, yalnızca Türkiye'nin değil, Avrupa'nın da sorunu, hem de uzun zamandan beri. Türkiye'nin artık ve ister istemez AB'ye paralel olmak zorunluluğu İslami tesettürü gündemden

çıkarmayacağı gibi, kısa ve orta vadede tam ortasına oturtacak. Ama devinim

hızlandı, sorunun çözümü uzun vadeye sarkmayacak: Fransa'da türbanı yasaklayacak yasadan laik olsun olmasın tüm Avrupa etkilenecek ve İslami tesettüre karşı aşamalı bir radikalleşme gözlenecek. Bu sonuca nereden mi varıyorum? Çok basit. AB Komisyonu'nun Türkiye hakkındaki ilerleme raporunda yer alan bireysel özgürlük uygulamalarına ilişkin eleştiriler arasında yüksek yargı kararlarından kaynaklanan türban yasağına hiç değinilmedi. Sedat Ergin de aynı yokluğa dikkat çekti ve 7 Kasım tarihli Hürriyet'teki köşesinde yazdı. Neden AB Komisyonu türban yasağına değinmiyor? Çünkü Avrupa'da İslami tesettürü yasaklama eğilimi giderek ağırlık kazanıyor. Çünkü İslami tesettürün, eşitlik ilkesine dayalı demokratik rejimle bağdaşamaz bir 'ayrımcılık' unsuru olduğu kanısı yaygınlaşıyor. Örneğin İtalya, Katolik Kilisesi'nin anayurdu olmakla anayasasında 'laik' yazan bir ülke değil. Ancak devletin pragmatik anlamda laikliği uyguladığı, her dinden ve dinsiz insanın yaşadığı, üstelik komünist bir geçmişi olan bu ülkede, okul sınıflarına asılı Katolik Haçı tartışma konusu değildi. Zaten aynı okullarda dinleri topyekûn reddeden teorilerin okutulmasını da engellemiyordu. Ta ki son yıllarda İtalya'ya göçen ya da sığınan Müslüman Arapların bir bölümü, 'Okullardaki Haç bizi rencide ediyor, kaldırılsın!' diye tutturana kadar. Oysa aynı öğrenciler bu okullara tesettürlü gelebiliyorlardı. Yani onların dini 'teamüllerine' de 'tahammül' vardı. İtalya, bu tartışmayla ikiye bölündü. Kimi Müslümanlara hak verir ve okullardaki haçın kaldırılmasını onaylarken, kimi İtalyanlar da 'Suudi Arabistan'da din özgürlüğü var mı? Bizim haçımızdan memnun değillerse buraya gelmesinler, Arap ülkelerine göçsünler!' dediler. Toplumda 'nifak' başlamıştı.

Ve ayrımcılığı, tesettürlüler başlatmıştı.

Laik devlet kavramının babası ve kalesi Fransa'da ise İslami tesettür daha büyük sorun yaratıyor, çünkü eski sömürgelerinden gelen 4.5 milyon Müslüman Fransız yurttaşı var. Önce hoşgörüyü deneyen Fransa, son üç yıldır tavrını radikalleştirdi. Türbanlı öğrenciler ilk ve orta öğretim okullarından atıldığı gibi, kamu alanları da İslami tesettüre kapanıyor. Ancak asıl önemlisi, geçen temmuz ayında kurulan bir Laiklik Komisyonu, laikliği yeniden tanımlamak ve anayasal tartışılmazlığının çerçevesini ayrıntılı biçimde çizmek üzere çalışıyor. Aynı zamanda, bizi de çok ilgilendiren 'kamu alanları' nelerdir, onu da yeniden belirleyecek. Fransa'da olup bitenleri, gelecek hafta ayrıntılarıyla anlatacağım.

Fakat tesettürlü sanığı mahkemeye almayan Yargıtay Daire Başkanı'nın kararını, 'Kişisel ve ideolojik bir karar,' diye niteleyip, 'mağdur sanığa' içeride ve dışarıda hukuksal hak aramayı öneren Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kafası da konu hakkında karışık: Yargıtay'ın kararı kişiselse, ideolojik değildir; ideolojikse kişisel olamaz.

Çünkü iki kavram ve tutum, birbirinin tersidir. Başbakan'a şimdiden bir de kötü haberim var:

Söz konusu avukat sanık açacağı tesettür davasını içerde kaybedeceği gibi, AİHM'de de kaybeder!

Laik anayasaya dayanarak tesettür yasaklamak mümkün olmasaydı, Fransa boşuna hazırlanmazdı türbanı yasaklayacak yasa çıkarmaya!