Uygarlık kemirgenleri (3)
Radikal · 12 Kasım 2003
Fransız parlamentosu, Ulusal Meclis ve Senato’dan oluşur. İkisi de tarihi görkemli binalardır ve ikisinin de cephesinde altın harflerle “Eşitlik, Özgürlük,Kardeşlik” yazar. Bu üç kavram, insanlık tarihinde ilk kez bir Kralın kellesini uçuran, ilk halk devrimiyle rejim deviren ve Avrupa’daki ilk cumhuriyeti kuran Fransız Devrimi’nin üç ilkesidir. Hristiyanlığın Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi kabul ettiği bir Kralın kellesini uçurmak, Papalığın iradesini, yani dini hegemonyayı yıkmak anlamına gelir. Zaten Fransız devrimi yalnızca 16.Louis ve ailesini idam etmekle yetinmemiş, “kızıl papaz” diye anılan ve cumhuriyetçilerin safına geçmeyen papazları da giyotine göndermiştir. Kraliyet sembollerinin yerine geçirilen üç ilkeden “eşitlik”; kadın, erkek, köle ayrımcılığına, sınıf farklarına son ve yasalar önünde eşitlik verir. Özgürlük, düşünce ve ifade serbestisidir. Kardeşlik ise dayanışmayı içerir, sosyal devlet anlamına gelir. Fransa, 1789 yılından öteye 1905 yılına kadar uğrunda savaştığı bu ilkelere öylesine bağlıdır ki, sağcısı solcusu pek çok politikacının dile getirdiği gibi eğer cumhuriyet ile demokrasi arasında bir tercih zorunda kalırsa, “cumhuriyet” der! Ve Fransız cumhuriyeti, araya kısa süreli bir imparatorluk giren (Napolyon), kanlı ayaklanmaları 116 yıl süren bir laik/eklezyastik çatışmasının sonunda, dünya tarihindeki ilk laik devlettir. Bugün birbirini yiyen aşırı sağcısından aşırı solcusuna, hiç bir politikacının tartışmayacağı cumhuriyet rejiminin kimliğinde, hepsinin tek bir adam gibi inandığı ve sonuna kadar savunacağı temel taş, “laiklik”tir.
Siz bu satırları okuduğunuz sırada, Fransız muhalefeti Sosyalist Parti genel sekreteri François Hollande, Ulusal Meclis’e kısa bir yasa tasarısı sunuyor olacak. Türban yasağı diye bilinen tasarı, aslında okullarda tüm dini işaretlerin “ayrımsız” yasaklanmasını öngörüyor. Oysa meclis, tam da bugün, iktidar partisi UMP milletvekili Jean Louis Debre’nin başkanlığında hazırlanan “okullarda dini semboller” üzerine bir raporu dinleyecekti ve gündemin “laiklik” üstüne tartışmalar olacağı ilan edilmişti. Ama böyle bir yasanın çıkması için herşeyden önce, cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından kurulan ve cumhuriyet medyatörü Bernard Stasi başkanlığındaki “laiklik komisyonu”nun raporu bekleniyor. Asıl “türban yasağı”na zemin hazırlayan, sivil toplum örgütleri, din derneği temsilcileri, bilimcileri ve politikacıları dinledikten sonra “laikliği” yeniden tanımlayacak, kamu alanlarını yeniden belirleyecek rapor, Stasi komisyonu tarafından hazırlanıyor. Bu rapor doğrultusunda çıkacak yasa, yalnızca devlet okullarında değil, devlet desteği alan özel okullarda ve resmi dairelerden belediyelere tüm kamu alanlarında hem türban gibi dini simgeleri yasaklayacak, hem de dini inancın gerekçe gösterildiği “ayrı muamele” taleplerini... Öyleyse muhalefetteki Sosyalist Parti’ye ne oluyor? François Hollande niye alel acele bir “türban yasağı” tasarısı sunuyor meclise, kabul edilmeyeceğini, iktidardaki UMP’nin takvimini bile bile?
Çünkü sevgili okurlar, Sosyalist Parti de Fransa’da başlayan “türban yasağı” trendinin dışına düşmek istemiyor. “Ben de, ben de yasaklamak taraftarıyım!” diyor. Fransız partileri, türban yasağını desteklediklerini belirtmek için yarışıyorlar. Çünkü toplum, artık “Yeter!” diyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın ezici çoğunluğu türbana karşı, %73’ü yasayla yasaklanmasından yana.
Peki ama Fransa, anladık, laik cumhuriyet de; özgürlüklerin pek kısıtlanmadığı bir kaç evrensel demokrasiden biri aynı zamanda. Nasıl oldu da böylesine radikalleşti, ne oldu da tepesi attı siyasal erkin, bunca öfkelendi halk, örtülü başlara? Fransızlar, ki aralarında laik Müslümanlar da var, İslami tesettürü yıllarca hoşgörüp, hoşgörülemeyecek yerlerde konuşarak çözmeye çalıştılar türbanları, ya da sorunu. Sonunda, basit olduğu ölçüde korkunç gerçekle karşılaştılar: İslami tesettür, toplumsal anlamda ayrımcıdır. Ve “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” ilkelerine dayalı laik cumhuriyetçi bir toplumda, bu ilkelere aykırı bir topluluk olma talebini içermektedir.
Peki ama Fransa’da laikliği tanımlayan 1905 yasası, yeterli değil miydi bu talebin önüne geçmeye? Niye yeni bir yasa gerekti? Bilmek isterseniz, cumaya yine bu sütunda...
-----------------------------------------------