Uygarlık kemirgenleri (4)
Radikal · 14 Kasım 2003
Fransa'nın Kültür Bakanı olarak sanat ve sanatçılara verdiği destekten, bakanlığına ayrılan bütçeye kadar evrensel bir ün kazanan Jack Lang, Sosyalist Parti iktidarının Eğitim Bakanı olduğunda okullardaki türban
krizi henüz akut aşamaya ulaşmamıştı. Yıl 2000'di. Çapkın Jack Lang, kendisine okullarda türban hakkında fikrini soran gazetecilere şöyle diyordu: "Türban ve peçeyi çok seksi buluyorum. Genç kızları daha çekici kılıyor. Çünkü yüz ve göz güzelliğini öne çıkarıyor!"
Türban hakkındaki bu kanı sağcı ya da solcu pek çok politikacı tarafından sessizce paylaşılırken, 'french lover'lar tarafından 'oryantal fantazm' tutkusuyla alkışlanıyor ve bunca neşeli gürültünün arasında birkaç laik eğitimcinin protestoları duyulmuyordu.
Yıl 2003.
Muhalefetteki Fransız Sosyalist Parti milletvekili Jack Lang, ocak ayı başında basına yaptığı resmi bir açıklamayla, "Eğitim Bakanlığım sırasında hata yaptım. Şimdi bakan olsaydım, türbanı yasaklardım. Türban gerek okullar, gerekse tüm kamu alanlarında yasaklanmalı. Ulusal Meclis'e bu yönde bir yasa tasarısı sunacağım!" diyerek, partiler arasındaki türban yasaklama tasarı yarışını başlatıyordu. Geçen üç yıl içinde yaşananlar, Fransa'daki sağcı solcu, ama hepsi laik tüm cumhuriyetçileri türban olgusunun bir özgürlük talebi değil, düşünce özgürlüğüne gem vuran yasakçı bir zihniyetin ve kadını erkekten, Müslümanları da toplumdan soyutlayan bir ayrımcılık simgesi olduğuna inandırmıştı. Tüm olayları bu satırlara sığdırmak olası değil. Son örneklerden biri, Paris Belediyesi'nde görevli bir sosyal yardımcı. İşi insani yaklaşım ve psikolojik destek vermek olan bu Arap asıllı Müslüman hanım, başı açık anlaşma imzaladığı Paris Belediyesi'ne kapağı atar atmaz türbana büründü. Önce kimse sesini çıkarmadı, ancak aynı hanım şimdi erkek eli sıkmayı reddediyor. Düşünün: Görevi psikolojik destek vermek olan bir kişi, desteklemek durumunda olduğu insanın elini bile sıkmıyor! İşvereni, şimdilik üç aylık uzaklaştırma verdi. El sıkmamakta direnirse, atılacak. Ancak belediyeler, her 'arıza'yla uğraşmak durumunda kalmamak için kamu alanlarında dini vecibelerin uygulanmasını yasaklayan bir yönetmelik istiyor devletten. Yani yasa.
Hastanelerde, durum daha da karışık. Cumhuriyet medyatörü Bernard Stasi'nin başkanlık ettiği laiklik komisyonuna, Tıp Akademisi profesörleri Roger Henrion ve Denis Pellerin bakın neler anlatıyor: "Bazı kadın hastalar, Müslüman oldukları gerekçesiyle erkek doktorlar tarafından tedaviyi reddediyor. Bazıları, hastanenin verdiği yemekleri yemeyip hastane koridorlarında yemek pişirmeye kalkıyor. Şeker hastaları, kalp hastaları, kendilerine yazılan gıda rejimlerini günah işlememek için izlemiyorlar. Tıp personeli ne yapacağını şaşırmış durumda, hem zaman kaybediliyor, hem düzen bozuluyor. Eğer bir yasa yapılacaksa, yalnız okulları değil tüm kamu hizmet alanlarını kapsamalı!"
Aynı profesörler, özellikle insan hakları dernekleri kisvesi altında 'din tüccarlığı' yapanların, kamu hizmetine müdahale edememesinin sağlanmasını talep ediyorlar. Yani yasa.
Liste çok uzun. Okullarda erkeklerle aynı sınıfta okumak istemeyenler, kimya laboratuvarına çarşafla girmekte direnenler, yüzme derslerinde kız havuzu isteyenler, zaten belediyelerden havuzları haremlik selamlık diye ayırmasını talep eden İslami dernekler falan, ayrıntı.
Sonuçta Fransa, İslami tesettürün başlı başına ayrımcılık öğesi ve toplumu bölücü olduğuna karar verdi. Devlet işleri din işlerinden bir kez daha ve kesin biçimde ayrılıyor. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 2004 başındaki resmi yeni yıl söylevinde laikliğin şaşmaz 'do'sunu ve ocak ayında parlamentonun tüm kamu alanlarından tüm dini simgeleri yasaklayacak yasayı çıkaracağını müjdeleyecek. Kısacası Fransa, hırpalanan laiklik bayrağını onarıp yeniden göndere çekmeye hazırlanıyor. Hayır, ortaçağ artıkları çağdaş uygarlığı kemiremeyecekler. En azından Fransa'da.