Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Küreselleşmenin alter ego’su

Radikal · 15 Kasım 2003

Uluslararası kamuoyuna 1999 Seattle buluşmasından öte yansıyan “küreselleşme karşıtları” hareketine bağlı sivil toplum örgütleri, geçen çarşamba günü Paris çevresinde buluştular ve üç gün süren 270 seminer, 200 gösteriden sonra bugün ayrılıyorlar. Bangkok ve Cenevre’de şiddet olaylarıyla gündeme gelmesine karşın, sonunda Porto Allegre’den yükselen sesini bir “sivil yurttaşlık” çığlığı olarak duyurmayı başaran bu harekete bir ad vermek, hatta içinde yer alanların ne yapmak istediklerini tanımlamak kolay değil. Çünkü yeryüzünün değişik ülkelerinden gelen birbirinden bağımsız yüzlerce örgütten oluşuyor. Ancak gerekli. Çünkü şimdilik “kakafonik” olsa da seslerinin titreşim alanı her gün büyüyor ve varlıkları hedef aldıkları dünya düzeni temsilcileri tarafından da yadsınamaz hale geldi.

Bu harekete önce “antiküresel” dendi. Şimdi onlar, kendilerini “Alter Küresel”ci olarak tanımlıyorlar. Alter kavramı “öteki” demek olduğuna göre, neyin ötekisini istediklerini anlamak üzere “küreselleşme” tanımına bakmak gerekiyor. Bu kavram 1990’lı yıllarda, yeni dünya ekonomisini adlandırmak üzere bulundu. Tüm ekonomik varlıkların; yani sermaye yatırımları, şirketler ve üretim sistemlerinin serbest dolaşımı demek olup, devletlerin ticari rakip haline gelmesiydi. Bir başka deyişle “küreselleşme”, sovyet sisteminin çöküşünden sonra rakipsiz kalan kapitalist sistemin ortak dünya ekonomisi olarak tesciliydi. Küresel kapitalizmin tescili ABD tarafından yapıldı, dünyada bir serbest ticaret patlaması yaşandı, sermaye küreselleşti, çokuluslu şirketler dünyaya yayıldı. Yayılmasına yayıldı da, uluslararası sermaye akışı ve gerek şirketler, gerekse ülkeler arasındaki rekabetin hiç bir “ahlaki” ve “sosyal” sınır konulmadan devreye sokulması, istenenin tam tersi sonuçlar verdi ve veriyor. Liberal ekonomi ve rekabetin küreselleşmesinden gerek mal, gerekse serviste daha kalitelinin daha ucuza edinilmesinin yanısıra, kültürel bir kaynaşma ve zenginliklerin daha adil paylaşımı bekleniyordu. Oysa vahşi kapitalizm, işçilerin sosyal hak sahibi oldukları ülkelerdeki fabrikaları kapatarak beş parmak boyunda çocuklar dahil işçileri üç kuruşa çalıştırdığı ülkelerde fabrika açmayı ve bu yeni köleleri sömürerek ürettiği malları, fabrikalarını kapattığı işsizlere ve borçlanarak ayakta durmaya çalışan ülkelere “ucuza” satıyor. Sonuçta küresel çapta üreten büyük sanayiiler kazanıyor, yerel çapta üreten küçük sanayiiler batıyor. Türkiye’de tekstil sanayiin ipi böyle çekiliyor, küreselleşme yüzünden buğday, süt, et, meyva ve sebze üretimimiz vb. iflasta.

İşte “Alter Küresel”ciler, dünya ekonomisinin otoyolunda freni patlamış olarak sınırsız hız yapan küresel kapitalizme “dur” demek, en azından kavşaklarda yavaşlamasını ve bazı kurallara uymasını sağlamak üzere örgütlenmeye çalışıyorlar. Ancak küreselleşmenin “öteki ego”sunu henüz bulamadılar. Üç yıldır, başka bir dünyanın nasıl olabileceğini, nasıl olması gerektiğinden yola çıkarak tartışıyorlar. Henüz her kafadan bir ses çıkıyor, öne sürülen görüşlerin çoğu ütopik. Ama her yeniliğin bir ütopyayla başladığı düşünülecek olursa, kapitalizme “alter” bir ideoloji niçin doğmasın bu çabalardan?

Üstelik, naçiz kanımca tam zamanı. Çünkü liberal ekonominin küreselleşmesini hararetle savunanlar henüz itiraf etmeseler de müthiş çuvalladılar. Sanırım hiç biri, küresel ekonomi trendinden en kazançlı çıkanın (yarı) komünist Çin olacağını hesap etmemişti. Acaba ABD, kendi eliyle kendine SSCB’den bile büyük, çünkü 1,5 milyar nüfuslu devasa bir rakip, üstelik tehdit yaratacağını öngörebilseydi, küresellik peygamberliğini üstlenir miydi yine de?

----------------------------------------