Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Uyanın ey gafiller!

Radikal · 21 Kasım 2003

Türkiye tarihinde yeni bir kanlı sayfa açıldı. Ve o sayfaya, arkalarında tesellisi olmayan acılar;

bir daha koklayamayacakları çocuklar, eşler, sevgililer ve dostlar bırakan masum insanların adları kanlarıyla yazılıyor. Dün, İstanbul sokaklarında masum insan kanı aktı, bir hafta arayla, bir kez daha. Dün, insan olan için tarifsiz bir vahşet, benzersiz bir dehşet günüydü.

Ya insan kılığında dolaşan hunharlar için?

Hiç düşündünüz mü, Şişli ve Kuledibi'nden sonra Beyoğlu ve Levent'teki katliamları gerçekleştirenler, o kamyonetleri tonlarca patlayıcıyla dolduranlar, tedarik ve yardım edenler, kısacası katiller ve işbirlikçileri için, hatta zımnen destekleyenler için nasıl bir gündü dün?

Ben size söyleyeyim: Bir çeşit kurban bayramı!

Sözlerim size çiğ gelebilir, ama terörle mücadele edebilmek için, teşhisi doğru koyup düşmanı iyi tanımalıyız. Bu saldırıları gerçekleştirenler, isteyen istediği kadar 'Müslümanlık bu değil!' diye haykıradursun; kendilerini 'asıl Müslüman' tanımlayan ve cinayetlerini Allah için işleyen İslamcı teröristler. Hayvan yerine insan kurban ediyor ve ne kadar çok can alırlar, ne kadar çok kan dökerlerse, o denli sevap işlediklerini düşünüyor, Allah'a yarandıklarını sanıyorlar. İşte bu hunharlar ve yardakçıları için bir bayram günüydü, dün.

Hepimiz biliyoruz ki dini inanç, insana sevgi ve saygıyla yoğrulmuş bir Tanrı aşkıdır. Bir din, vahşet kaynağı olamaz, hunharlık ve dehşet yayamaz, yaymamalıdır. Dinlerde hunharlık ve dehşet, Allah'ın işi değildir, Şeytan'a atfedilir. Oysa bunlar, ne kadar çok cinayet işlerlerse o kadar sevaba girdiklerini düşünüyorlar. Bunların kafalarında cinayet işlemek üzere intihar, şehitlik. O şehitlik uğrunda kanına girdikleri masumlara acımıyorlar. Hatta o masumlara da, iyilik ettiklerini, eğer masumlarsa Allah'ın onları da kendileriyle birlikte cennete kabul edeceğine inanıyorlar.

Aklı başında insanlar, Tanrı'yı insan sevgisinde arayıp bulan gerçek müminler ne derlerse desinler, ne ölmek ne de öldürmekten çekinen, çünkü hunharlığı sevap, caniliği cennetlik bilen bu hasta kafayı iyileştirmek mümkün değildir. 30 yıldan beri çeşit çeşit ideolojik koşullanmaların yarattığı terör ve canilerle mücadelede deneyimi olan Türkiye'nin, polisiye anlamda İslamcı terörle de başa çıkacağına inanıyorum. Ancak, tüm terör çeşitlerinde olduğu gibi, İslamcı terörü büyüten tarlayı, besleyen gübreyi de iyi tanımlamak, sulandığı kaynağı kurutmak gerek.

Dünkü vahşet, Irak'ta Anglosakson işbirliğine karşı, ABD Başkanı Bush'un Büyük Britanya'yı ziyaretine denk getirildi. Ancak Londra'da patlamadı

bombalar. İstanbul'da patladı. Neden? Çünkü Londra'da yapamadılar saldırıları. İstanbul'da YAPABİLDİLER. Ankara'da büyükelçiliğe ya da bankaya bile değil, İstanbul'daki başkonsolosluğa, İstanbul'daki İngiliz bankasına... Çünkü İslami terörün Türkiye'deki arka bahçesi bereketli, hele İstanbul'da daha iyi organizeler demek ki...

Sinagog saldırılarını gerçekleştirenlerin gözaltına alınan aile bireylerine dikkat ettiniz mi? Kuşkusuz hepsi suçlu değil, ama hepsi çember sakallı, İslamcı kesimden... Saldırgan ve zanlıların hiçbiri, ne tesadüf,sakalsız, takkesiz, başörtüsüz, kısacası en azından 'laik' görünümlü bir aileden çıkmamış. Bir nokta daha dikkatimi çekti: Kuledibi'nde yapılan barış yürüyüşünde, tek bir 'türbanlı' kadın yoktu nedense... Türkiye'de elbette tüm türbanlılar, çember sakallılar, poturlu ve takkeliler terörist değil, potansiyel tehlike bile değiller. Kendi halinde, barışçı ve insan sevgisiyle dolu kuşkusuz çoğu. Hali vakti yerinde olanlar, Avusturya'da, ABD'de çocuk okutuyorlar, ilim irfan sahibi falan. Politikacı oluyor, belediye başkanı oluyor, doktor mühendis oluyor bazıları. Ancak, onların arasından birileri, özellikle de ek varsıl olmayanların bazı çocukları da Afganistan'a, Pakistan'a, Çeçenya'ya gidiyor, bazen... İşte onlar, dünün hunharları, Türkiye'nin geleceğinin cellatları. Aralarında imamlar var, hatipler var, arkalarında El Ezher tahsilli, El Kaide terbiyeliler...

İslamcı teröristleri izlemek, yakalamak ve zararsız hale getirmek elbette gerek. Ama İslamcı terörün beslendiği gübreyi, eğitimde ve camide kurutmak şart! Bunun için de, her şeyden önce 'Aman zararsızlar' diye diye Türkiye'de terörün altyapısını hazırlayan dincileri 'hoşgören', savunan ve tarikatların, fanatizmin yayılmasına seyirci kalan sözümona aydınların gaflet uykusundan uyanması gerek. Özellikle basının.

Atatürk, tehlikenin ne olduğunu görmüştü. Türkiye, tüm Müslüman ülkeler arasında her şeye rağmen en iyi konumdaki ve çağdaşlığı ucundan bucundan yakalayan tek ülke. Ve bu durumunu yalnızca 'laikliğe' borçlu. Laiklikten taviz ve din eğitimine gaz verdiği için bugün, bu noktada.

Eğer eğitimin dibini oyan, devlet memurluğunda Hizbullah'a, Fethullah'a yer açan ve dinciliğe gübre serpen yoldan dönülmezse, bu topraklar daha çok kan kaldırır.