Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Dinsiz terör,adsız terör

Radikal · 22 Kasım 2003

Telefonlar durmak bilmiyor. Dünyanın dört bir yanından dostlar, Türkiye'de yaşananlara değgin hüzün, acı ve öfkelerini haykırıyorlar. Hepsi ülkemizi seven, hatta kimi ikinci yurdu kabul eden insanlar. Ama bir konuşma, otuz yıldır Türkiye'ye her yıl gelen, hatta Datça'nın Fransa'daki Bruxerolles ile kardeş kentliğini sağlayan Liliane ve Alfred Screve'le olanı, kanımı dondurdu. İkisi de yüksek siyasi görevlerde bulunmuş, zeki ve kültürlü insanlar. Liliane, İslamcı terörün İstanbul'a vurduğu ölümcül darbeyi yorumladıktan sonra, "Ben bugüne değin hep Türkiye'nin AB'ye girmesi gerektiğine inandım ve bu görüşü savundum," dedi. "Ancak fikrimi değiştirdim. AKP hükümeti, sizin orduyu dağıtmak için AB'ye bastırıyor. Demokrasi falan istediğinden değil, salt ordudan kurtulmak için. Sakın gelmeyin bu oyuna! Türkiye'nin toplumsal bilinç yapısı, henüz AB standartlarına hazır değil. Radikal İslamcılara karşı elinizdeki tek laik güç, her şeye rağmen Türk ordusu. Eğer ağırlığı kalmazsa, AB standartlarında bir demokrasi Türkiye'yi parçalar!"

Arkadaşımın sözleri, can evimden vurdu. 1970'den beri tanışıyoruz Liliane ve Alfred'le. İkisi de sosyalist partili. Türkiye'deki askeri darbeleri birlikte yaşadık, sonuçlarını beraber gördük, hiçbir terör dönemi, hiçbir korku onları Türkiye'yi sevmekten, gelmekten engelleyemedi. Türkiye siyasal tarihini daha iyi bilen Fransız yoktur.

Eğer onlar da böyle düşünmeye başladılarsa...

Ordunun siyasetteki ağırlığının hafifletilmesini doğru bulan ve AB üyeliğini inançla savunan biri olarak, şaşırdım kaldım. Arkadaşımı böyle bir yorum yapmaya iten nedenlerin, işaretlerin neler olabileceğini düşünmeye başladım. Yorumun yanlış olduğuna hiç kuşkum yok! Ancak bu fikrin taraftar kazanması ürkütücü ve yanlışlığını kanıtlamak AKP hükümetine düşüyor. Dünya kamuoyunu, AB'yi, gerçekten demokrat olduğuna ve tam üyeliği gizli 'İslami' emellere hizmet için değil, AB'nin yalnızca ticari avantajları için de değil, sosyal ve felsefi değerlerini paylaştığı için istediğine inandırması gerekiyor. Oysa...

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dili, dört günde onlarca can alan, yüzlerce insanın kanını döken, Türkiye'yi yalnızca yasa boğmakla kalmayıp gelir kaynağı turizmini baltalayan, ekonomisini çökertmeyi amaçlayan terörün adını koymaya varmıyor! Eviriyor, çeviriyor, "Ad koymak için erken, ama dört gün önceki saldırıları yapanlara benziyor," diyor. Bu gidişle, bir sonraki saldırıyı bir önceki saldırıyı yapanlar, bir sonraki saldırıyı da daha öncekiler yapmış olacak, fakat 'ağzımdan yel alsın' korkularıyla içi titreyerek, asla 'İslami terör' lafı etmeyecek! Sanki El Kaide, mormon tarikatından. Sanki Şehit Ebu bilmem ne tugayı, şamanist mücahitler ve Türk Müslümanları şaman tanrılarına kurban ediyorlar! Başbakan, vahim bir hata daha yapıyor ve İslamcı teröristlere kendi dillerinde hitapla,

'mübarek günleri' kana buladıkları için 'iki âlemde hesap vermeyi' vaat ediyor. Ne biçim laf bu? Laik Türkiye Cumhuriyeti başbakanı T.C.'nin ceza yasalarını yeterli bulmuyor mu? İslami terör, normal günde değil 'mübarek' ramazan ayında katliam yaptığı için daha mı suçlu?

Başta başbakan, AKP söylemine göre bu terörün ne dini var, ne adı. Öyleyse kimi arıyorlar? Neye benzediğini bilmedikleri suçluları mı? Adını bile anmaktan korktukları katilleri hangi cesaretle yakalayıp hangi cesaretle cezalandıracaklar?

Bakın bu ad koyamama, tehlikeli bir gidiştir. Üstelik, yalnızca hükümet nezdinde değil. Bakıyorum, basında bile çok az kişi 'İslami terör' diyebiliyor. Ben söylediğim için tehdit ediliyorum, söyleyemeyenler tehdit almaktan, hedef olmaktan çekiniyorlar. İşte asıl korkulacak terör budur. Düşmanın adını bile anmaktan korkmak terörün zaferidir ve teröristlerin aramızda olduğunu gösterir. Aramızda, içimizde.