Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Türkiş beli dans,veri gut medya

Radikal · 29 Kasım 2003

Bir ay önce, yani Türk ekonomisi pembe istim tüttürür, İMKB şakırdar, para habercileri lakırdar ve AKP hükümeti bu Türkiye'yi 'Allah'ın inayetiyle' biz yarattık diye böbürlenirkenki bir ay önce, bendeniz Fransız kültür ve eğitim televizyonu La 5'in İstanbul üzerine yaptığı bir röportajı izliyordum. Programın şablonu, ülkemizin İslamiyet ile demokrasinin uyuşup uyuşmayacağına ilişkin bir laboratuvar olduğu teması üstüne kurulmuştu. Bir yanda 'parya' varoşlarında 100 metre arayla mantar gibi biten camiler, öte yanda yine 100'er metre arayla 'parra' semalarına yükselen gökdelenler gösteriliyor; kamera kara çarşaflı kadınların, cüppeli sarıklı erkek, hatta takkeli şalvarlı çocukların Arabistan manzaralarıyla, Athena gurubunun açık hava konserinde coşan Avrupalı 'gibi' Türk gençleri arasında gidip geliyordu. Tabii bu arada laik aydınlarla, şeriatçı ulemaya söz veriliyor, milletçilerle ümmetçilerin fikirleri alınıyordu. Bir ara, Kasımpaşa'da dinci bir aileye konuk oldu Fransız haberciler. Evde haremlik selamlık vardı, erkekler ayrı, kadınlar ayrı konuşturuldu, ama söyledikleri aynıydı: AKP'ye Müslümanlar diye oy vermişlerdi, hükümetin icraatını aşırı ılımlı buluyor ve açıkça, "Bunlar Batılılaştı, bir daha oy vermeyeceğiz, biz daha İslami bir iktidar istiyoruz, nihai amacımız şeriat altında yaşamaktır!" diyorlardı, hem de korkmadan! Çünkü demokratik ifade özgürlüklerini kullanıyorlardı ve istedikleri rejim gelince o ifade özgürlüğünün kalmayacağı, umurlarında bile değildi...

Programın ortasında Türk televizyon kanallarına 'zap'ladım, birinde Mehmet Ali Erbil zorla çiğ yumurta içirdiği kadının ağzından burnundan gelen akıntıları mendiliyle silerken jinekolojik şakalar yapıyor, ötekisinde sarışın bir şarkıcı göbek atıyor ve Türkiye, abazan köyüne kurulmuş çadır tiyatrosu düzeyinde eğleniyordu. Elbette, özellikle TRT ve haber televizyonları, zaman zaman eğitici programlar yapıyor, ancak La 5'te seyrettiğim İstanbul dokusu üzerine bir röportaj hiçbirinde görmedim, benzerlerini ise Afganistan, Pakistan, vb. üzerine gördüm yalnızca. Sizin anlayacağınız İslami köktendincilik sanki Türkiye'de yok gibi yapılıyordu... 10 gün öncesine kadar.

Derken İstanbul, dört kez kana bulandı ve Türkiye, birdenbire Bingöl'ün İslamcı terörist dalyanı olduğunu keşfetti. Peki Bingöl'e ilk kim gidip baktı ve yazdı bu dalyanı yakından? Washington Post'un Türkiye muhabiri Karl Vick!.. Ve ben dahil Türk basını, İslamcı intihar komandoları Azad Ekinci, Gökhan Elaltuntaş, Mesut Çabuk'un yavaş yavaş cellatlığa kayan psikolojik profillerini Amerikalı gazeteci Karl Vick'in kaleminden, bugünlerde çok önemli gerçeklere işaret eden Sedat Ergin'in 25 Kasım tarihli Hürriyet'te yayımlanan makalesinde okuduk.

Derken, Bingöl'ün niçin bir Hizbullah yetiştirme yurdu haline geldiğini yine 'olay yerinde araştırma' yapmak zahmetine katlanan New York Times gazetesinden, Frank Bruni'nin haber yorumunu dilimize çeviren Milliyet New York muhabiri Sema Emiroğlu'ndan öğrendik.

Umarım yanılıyorumdur, gözümden kaçmıştır, ama bu süreç içinde ben hiçbir Türk gazetesinde Bingöl'e gidilip teröristlerin geçmişi üzerinde yapılan özgün bir röportaja rastlamadım. Tıpkı dört katliamın kana buladığı

İstanbul'un her türden teröre kucak açan varoşları hakkında yapılan bir röportaja rastlamadığım gibi.

Hangi televole, hangi çarkıfelekten çıktı bu İslamcı teröristler yav?