Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kıbrıs,Kıprıs (2)

Radikal · 12 Aralık 2003

Tuhaf ama gerçek, pazar günü kendi yurt ve kaderlerini belirlemek üzere sandık başına gidecek 141 bin 471 Kıbrıslı Türk seçmen, çok daha büyük bir ülke ve kitlenin, Türkiye'nin gelecekteki yol haritasını çizecek. Bu durum 'ilahi bir adalet' değil, 'iradi bir siyaset'in tecellisi. Üstelik, 1974 yılında Türk ordusunun Kıbrıs'a çıkışı salt siyasi olmayıp hissi bir iradenin ifadesiydi, anavatandaki Türkler, yavru vatandaki Türkleri bir soykırımdan kurtarmaya gittiler... Gerçekten de kurtardılar soykırımdan soydaşlarımızı. Ancak başka tehlikelerden henüz kurtaramamış olacaklar ki, Türk ordusu 29 yıl sonra hâlâ daha orada, adada konuşlanıyor.

Bakın, bu noktaya dikkatinizi çekmek isterim: Türkiye'nin gelmiş geçmiş sivil ve askeri erkinin KKTC'ye ilişkin Kıbrıs sorununda yaptıkları en büyük, birincil hata, Türk askerinin adadan çekilmemiş olmasıdır. Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyeliği kesinleştiği Kopenhag zirvesi sırasında Rauf Denktaş'ın ağzından Kofi Annan Planı'na 'hayır' diyen Türkiye, aynı anda adadaki askeri varlığını geri çekeceğini ilan ve uygulamaya koysaydı, o 'hayır'ın anlaşmaya yönelik köprüleri atan kallavi tınısına, Rumlara değil, AB'ye yönelen bir güven mesajı ve Annan Planı olmaz, ama başka türlü bir çözüme hazırız iradesi, evrensel çapta eklenmiş olurdu.

AB yolundaki üyeliğiyle zaten eli kolu bağlanan Rumları, KKTC yurttaşlarının güvenliğine tehdit olarak görmediğini adadaki askeri varlığını çekerek göstermek, Türkiye'nin anlaşmak konusundaki iyi niyetini kanıtlayacağı gibi, Annan Planı'nın Türklerin lehine değişime uğramasını çok daha kolaylaştırırdı.

Böyle bir opsiyon Kopenhag zirvesi sırası, sonrası ya da hiç geldi mi Ankara'dakilerin aklına, bilmiyorum. Zaten bilmek de işim değil. Ancak, adadaki Türk askeri varlığını Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyeliği kesinleşinceye değin anlamak ne kadar mümkünse, kesinleştikten sonra mantığını kavramak mümkün değil. Acaba ne sandılar ve sanıyorlar? Türk askeri adadan çekilir çekilmez, Rumların 'Hurra!' haykırışları arasında ve zaten sınırı tutan BM askerlerini doğradıktan sonra Kuzey'e hücumla Türkleri boğazlamaya mı başlayacaklarını? Böyle bir tanı, sanrı olmakla kalmayıp, düşmanı 'aptal' yerine koymaktır. Düşmanı aptal sanmak ise yenilginin başlangıcıdır.

Hayır, Kıbrıs Rumları ırkçı, Türklere ifrit, kötü niyetli ve ENOSİS kalıntısı kanlı katiller olabilirler. Ancak bizden daha aptal olmadıklarını defalarca, uluslararası platformda galip gelerek gösterdiler. AB üyeliğini ceplerine koyup, kendilerini bu üyelikten edecek salakça bir saldırıya geçmezlerdi Kuzey'e, bu böyle biline. Üstelik adadaki Türk askeri varlığının geri çekilmesi, onları KKTC'ye karşı kullandıkları en önemli kozdan mahrum bırakırdı. Ve bugün gelinen noktada, Türkiye'nin de önünü açardı. Çünkü...

Biz gariban köşebentler ister yandaş olalım ister karşı; seçim sonuçları ne olursa olsun, KKTC'deki hiçbir siyasal parti ve (eğer varsa) Türkiye'den bağımsız siyasal iradenin, Annan Planı'nı olduğu gibi kabul etmekten yana olmadığı artık belli. Belli olmayan, Annan Planı'nı yapan ve empoze edenlerin Türk tarafının lehine düzeltmelere ne denli yatkın oldukları. KKTC politikacılarının kimi planın değişmezliğini öne sürerek tartışmayı bile reddediyor. Kimi ise değişir, önce masaya oturalım anlaşma irademizi gösterelim, diyor. Ama bakıyorum, oturup konuşalım diyenlerin bile planın nasıl değişebileceğine ilişkin alternatif önerileri yok!

Oysa diplomasi, olanaksızı olası kılarak ölü fikirleri diriltmek sanatıdır. Ve bence henüz, 'İnadım inat, Kıbrıs iki kanat!' çıkmazından kurtulmak için geç değil. Önce Türk askeri varlığı adadan çekilmeli. Bu geri çekiliş, zaten gösterişten ibarettir. Ama böyle bir iyi niyet fişeğinden sonra, Annan Planı'na alternatif, gerçekçi çözümler içeren önerilerde bulunmak, hem KKTC, hem de Türkiye'yi çok riskli, hatta dehşetengiz bir kıskaçta sıkışmaktan kurtaracaktır. İlerdeki günlerde bu kıskacın niteliğini ve nasıl sıkıştıracağını anlatmaya çalışacağım.