Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Hayrünisa hanıma kötü haber

Radikal · 13 Aralık 2003

11.09.1998 tarihinde bu köşede yayımlanan yazım 'Türbanlı Yalan' başlığını taşıyor ve zamanın Fazilet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül'ün o demler 33 yaşındaki saygıdeğer eşi Hayrünisa hanımın, Arapça öğrenmek üzere Ankara Üniversitesi'ne yaptığı ve hüsranla sona eren kayıt başvurusunu anlatıyordum: "Hayrünisa hanım, dini bütün bir Müslüman olarak bunca yıl Kuran'ı Arapça okumuştu, artık ne okuduğunu bilmek istiyordu. Oysa Hayrünisa hanımı okula kaydetmediler, çünkü kimlik fotoğrafında başı açık değildi, türbanı vardı..." Ancak Hayrünisa hanım o kimlik fotoğrafıyla

kaydolamayacağını zaten biliyor ve kaydedilmediğinin kaydını tutmak için yanında eşi Abdullah Gül, noter ve gazeteciler getirmişti. Kaydedilmediğinin kaydı noterce tutulduktan sonra şimdiki Dışişleri Bakanımız gezetecilere dönüp: 'Moskova'da ya da ABD'de olsa bu böyle olmazdı,' demiş, yani kafir ülkelerinde bile Hayrünisa hanımın başı bağlı fotoğrafla kaydedileceğini ileri sürmüştü. Bendeniz ise yazımda Hayrünisa hanımın Fransa'da da türbanlı fotoğrafla üniversiteye kayıt yaptıramayacağı gibi, hiçbir resmi kimlik belgesi de alamayacağını belirtmiş, kanıt olarak da Fransız İçişleri Bakanlığı'nın resmi belge fotoğraflarının cibilliyetini beş maddede sıralayan NF2 12.010 numara ve Mayıs 1990 tarihli resmi talimatından söz etmiştim. Sonuncu maddesi,

'Baş açık ve yüz öne dönük olmalıdır,' koşulunu içeren talimat, fotoğrafın fon rengini, saçın bitimiyle fotoğraf kenarı arasındaki mesafeyi bile belirliyor ve yazım, şu sözlerle bitiyordu:

"Şimdi Hayrünisa hanım, türban hakkını Danıştay'da arayacakmış. Danıştay'ı bilemem, ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gittiği takdirde kaybedeceği kesin. Peki gerek Danıştay, gerekse AİHM'de kaybederse davayı, Hayrünisa hanım 'Demek ki haksızmışım,' diyerek karara uyacak ve başını açacak mı? Mahkemeler kendilerini haklı bulduğunda kul yasalarına inanıyorlar, haksız bulduğunda ise Allah'a sığınıyorlar da..."

O zamanlar Milliyet gazetesi yazarı, eski CHP milletvekili Altan Öymen ustamız, benim bu yazıma dayanarak türban konusunda bir makale yayımladı köşesinde. Bir süre sonra görüştüğümüzde Altan Öymen; Hayrünisa hanımdan gelen ve Fransa'da yaşayan kimi Türklerin türbanlı fotoğraf koydurdukları belge fotokopileri ekli bir mektubu verdi bana. Belgeler arasında gerçekten resmi kimlik yerine geçen ve Strasbourg'dan verilmiş bir de ehliyet vardı. Şaşırdım. Telefona sarıldım ve Strasbourg Kaymakamlığı'ndan açıklama istedim. Aldığım yanıt, dehşet verici bir itiraftı: Bir kadın memur, "Kocalarıyla birlikte geliyorlar, bağırıp çağırıp tehdit ediyorlar, sorun çıkmasın diye vermiş olabiliriz..." dedi. Anında İçişleri Bakanlığı'na bir mektup yazdım ve memurun yanıtını, Hayrünisa hanım sayesinde ele geçirdiğim ehliyet fotokopisine ekleyerek, Fransa'da devletin ne zamandan beri tehditlere papuç bırakarak resmi talimatları çiğnediğini sordum. Yanıt, bir hafta sonra geldi. Strasbourg Kaymakamlığı'nda soruşturma başlatılmış, bundan böyle yönetmelik dışı uygulamalara izin verilmeyecekti.

Hayrünisa hanıma bir teşekkür borçluyum. Ankara Üniversitesi'ne türbanlı fotoğrafla kaydını yaptıramamakla haksızlığa uğradığını kanıtlamak üzere gönderdiği bir belge fotokopisi, Fransa'da yasadışı bir uygulamanın önlenmesini ve bir daha kimseye türbanlı fotoğrafla resmi kimlik belgesi verilmemesini sağladı.

Zaten Fransa, o günden bu yana epeyce sertleşti İslami tesettüre karşı: Okullar ve kamu alanlarından 'görünür' tüm dini simgeleri anayasal zeminde yasaklayacak yeni bir laiklik yasası hazırlıyor. Bu arada Hayrünisa Gül de Danıştay'da kaybettiği davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımış bulundu.

Dava ele alındığında, artık Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bakalım hanımına karşı Türkiye'yi nasıl savunacak? Ancak...

Gül çiftine kötü bir haberim var: Fransa'nın İslami tesettürü tüm diğer din simgeleriyle birlikte yasaklayacak yasa tasarısının Avrupa hukukuna ters düşmeyeceği, bizzat AİHM Başkan Yardımcısı tarafından açıklandı. Hayrünisa hanım, türban davasını bu mahkemede, daha 1998 yılında müjdelediğim gibi kaybedecek. Bence bir an önce geri alsın başvurusunu, hem temsil ettiği ülkenin inanmadığı devlet uygulamasını gönülsüz savunmak durumda kalacak eşini zor durumda bırakmasın, hem de Türkiye daha fazla rezil olmasın. Artık.