Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kanun namına eşitlik

Radikal · 19 Aralık 2003

"Cumhuriyet ilkelerini savunmak için vermemiz gereken mücadelede, kadın haklarından ve kadınların erkeklerle GERÇEK anlamda eşitliğinden yana yer almalıyız."

Jacques CHIRAC

Kim ne derse desin, ister övsün ister yersin, dün cumhurbaşkanı tarafından yeniden tanımlanan Fransız laikliğinden sonra Avrupa ülkelerinde 'İslami ayrımcılık' taleplerine diş sıkılarak da olsa gösterilen tahammül aynı olmayacak, hatta orta vadede pek kalmayacaktır.

Bir Türk, İngiliz ya da Patagonyalı, elbette ki kendisinin olmayan bir tarihi bilmek zorunda değil. Ancak Fransız tarihini yalnızca takvimden ibaret olaylar dizisi olarak öğrenenler değil, o tarihe 'damardan' girip 'ruhunu' çözenler için, bu ülkenin dini simgeleri okul ve kamu alanlarında yasaklayan bir yasa çıkarması hiç garip olmayıp, tam tersine Kartezyen bir toplum mantığı silsilesinin son doğal halkası, tarihsel bir devamlılıktır.

Bu sütunda uzun süredir böyle bir yasanın çıkacağı açıklanıyordu. Çünkü tarihi gereği her konuyu didik didik tartışan ve ortak bir düşüncede birleşmeden önce bin parçaya bölünen Fransa'da, dün Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 'müjdelediği' çözüm olgunlaşmış, halkın ezici çoğunluğu 'yasa' diyordu. Bir başka deyişle, dini cemaatlerin dışında tüm kamuoyu, İslami tesettürün sorun yarattığı saptamasında birleşmiş, salt 'yasayla mı yasaklansın, yoksa ikna, yönetmelik gibi daha az radikal yöntemlerle mi mücadele edilsin'i tartışıyordu.

Fransız basınındaki yorumlara bakılırsa, yandaş ya da karşıt hemen herkesin 'muhteşem bir tarih dersi' olarak nitelediği söylevinde Jacques Chirac, bence soruna en doğru teşhisi koyabildiği için 'yasa' çözümüne karar verdi. Bu doğru teşhis de tüm dinlere yayılan yasağın kaynağındaki İslami tesettüre yönelik 'özgürlük' isteminin, aslında çağdaş bir toplum organizasyonunu tehdit eder hale gelen bir bölücülük simgesi, eşitliğin temelini dinamitleyen bir 'ayrımcılık' hareketi olduğuydu. Okullarda erkek öğrencilerle birlikte yüzme dersine katılmayı, mayo giymeyi, potursuz çarşafsız koşmayı reddeden kızlar ve bence en vahimi, dinler tarihi derslerinde İslamiyet'in dogmalarını tartışmayı reddeden gençler; belediyelerden kadınlar havuzu talep eden, erkek doktora muayene olmak istemeyen, hatta erkek görevlilere en basit nezaket kuralı 'günaydın' demeyip ellerini sıkmayan hanımlar, aslında kendi kendilerini kapattıkları bir hapishanenin fikir tutukluları olup, bilerek ya da bilmeyerek, demokratik özgürlük adına kadınlara tutsaklık ve kadın-erkek eşitsizliğini savunuyorlar. İşte Chirac, bu tabloyu doğru okudu. Ve kırk dakikalık ulusa sesleniş konuşmasında önce hep 'kadın' dedi, sonra 'erkek' ve kadın erkek eşitliğinin gerçek anlamına özel vurgu yaptı. Sanki, "Siz eşitliği reddetseniz de bu laik cumhuriyet, size zorla da olsa fırsat eşitliği verecek!" demek istiyordu.

Jacques Chirac'ın 'yasa' kararını alması için bir yıldan beri ülkenin dört bir yanından, sorunla bire bir muhatap insanları çağırıp bilgi alması, öğretmenlerin, doktorların, belediyelerin şikâyetlerini dinlemesi, iki komisyon kurup rapor hazırlatması bile bir Fransız devlet geleneği, 'Cahiers de doleances' (halkın şikâyet ve istemlerini dile getirdiği resmi dilekçe defterleri) uygulamasından geliyor.

Fransa'da ortaöğretimde tüm görünür dini simgeleri yasaklayan yasa, 2004 Eylül, yani yeni eğitim yılına yetiştirilecek. Bu yasanın en önemli yanı, İslami tesettürün, AB kurucu üyesi bir devlet tarafından 'dini simge' olarak tanım ve kabul edilmesidir. İkinci özelliği de, aynı yasağı tüm dinleri kapsayacak biçimde genişleterek, Fransız devletinin dinlere karşı (anti religieux) değil, dinsiz (areligieux) olduğunun bir kez daha ve kuvvetle vurgulanmasıdır.

Devamı yarına