Kanun namına uygarlık!
Radikal · 20 Aralık 2003
Türkiye’de öğrenmek yerine uydurmakla zaman kaybeden kimi cehalet mağdurları, ki aralarında gazeteciler de var, “Efendim,” diyorlar, “Fransa’daki laiklikten bize ne? Niye Fransa örnek alınsın?” Daha da vahimi, “ Fransa öğrencilerin türbanını yasaklıyor ama, okul duvarlarındaki haçları kaldıracak mı bakalım?” diye efeleniyorlar. Anladığım kadarıyla bu cehaletin kaynağında, herşeyden önce Türkiye Cumhuriyet tarihini okumak zahmetine katlanmamışlık var, bir. İkinci hataları ise Batı deyince “frenkistan” ya da “gavuristan” mantığıyla tüm ülke tarihlerini aynı potada eritmeleri, daha doğrusu tarhana çorbası yapmaları.
Oysa Fransa, laiklik kavramının mucidi ve uzun, kanlı din savaşlarının, toplumsal çatışmaların sonucunda Anayasa’sına 1905 yılında “cumhuriyet laiktir” yazan ilk ülke. Fransa’yı örnek alarak Anayasa’sına “laik cumhuriyet” maddesini koyan yalnızca iki ülke var: Önce Türkiye, ardından Portekiz. Atatürk, önce kafasında kurduğu cumhur devlet düzeninde Fransa modelini seçmiştir. Yetinmemiş, kadınlara seçme ve seçilme hakkını anayasal düzenini örnek aldığı ülkeden daha önce vermiş, ya da verdirmiştir. Niye devlet düzeni başka ülkeden örnek alındı, diye soracak olursanız, çünkü bizde tazesi yoktu, bayatı da ufalanmıştı, derim. Niçin Fransa derseniz, hilafetten sonra devleti din etkisinden kurtarmanın tek ve kesin çaresi, laiklikti. Ne yapsaydı yani? Arap işi devletçilik modeli vardı da örnek mi alınmadı? İran dışındaki Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da tek bir Arap ülkesi gösterebilir misiniz, çağdaş devlet olabilmeyi bırakın, siyaset tarihinde yeni bir düşünce, yeni bir sistem, yeni bir kuyu çıkrığı, kapı tokmağı icat eden? Müslüman ülkeler arasındaki en köklü devlet, o da Arap olmayan İran, kurtuluşu bin küsur yıl önceki şeriat düzenine bağlamadı mı? Çatırdamıyor mu şimdi?
Türkiye, laikliği Fransa’dan almasına aldı, ancak 1950’den sonra yobazlığa prim veren iktidar muhterisleri sayesinde, koruyamadı. Bugün Türkiye laik cumhuriyet vasfını büyük ölçüde yitirmiştir. Kalanı da zar zor korumaya çalışmaktadır. Onun da hakkından AKP gelecek, hiç kuşkunuz olmasın!
Ama eğer tahminim doğru çıkar ve Fransa örneği, İslami istemler karşısında zaten burnundan soluyan Avrupa’daki göç ülkeleri tarafından izlenirse... Bir de ve en belirleyicisi, İran’daki molla rejimi çökünce (ki çökecek), yalnız Türkiye’deki şeriatçılığın değil, İslami köktendinciliğin evrensel anlamda gazı kaçacak ve bence İran rejiminin sonu, İslamiyet’in özünde uzun süredir gereken reform sürecini başlatacaktır. Günümüz koşullarına dönecek olursak:
Türkiye’nin taş be taş yıkılan laikliğine karşı, Fransa’nın laikliği aslında hiç şaşmadı! En sağcısından en solcusuna, bu ülkede hiç bir devlet adamı ve politikacının kamuya açık lafı “Tanrı”yla başlamaz. En dindar politikacı bile, söyleminde dine ilişkin en küçük bir gönderme yapmaz. Laik devlet budur. Fransa’daki hiç bir devlet okulunun duvarında haç yoktur, olmamıştır, olsa kıyamet kopar. Din dersleri vardır, zorunlu değildir, isteyen katılır ve sınav konusu, yani başarı ölçütü olamaz. Papazların ya da rahibelerin yönetip din eğitimi verdiği okullar özel ve paralı olup, sayıları laik devlet okullarıyla kıyaslanmayacak kadar azdır. Dolayısıyla Fransa’nın sorunu eğitim kurumunun anti laikleşmesi, öğretmenin laikliği ufalaması değil; Müslüman öğrenciler arasında yayılan ve laik eğitim kurumunun temeline bir saldırı olarak algılanan İslami ayrımcılık, kadın erkek eşitsizliği istemiydi.
Orta öğretimde göze batan dini aidiyet simgelerini yasaklayacak kanun tasarısının önümüzdeki Şubat ayında parlamentoya sunulacağı açıklandı. Özerk oldukları için yasa kapsamına alınmayacak üniversitelerin bu yasak dışında kaldığını sananlar, yanılıyorlar. Üniversitelerde karar rektörlere bırakılıyor. Ama rektörlerden birer iç tüzük hazırlamaları isteniyor ve kuruma giren her öğrenciye bir Laiklik Şartı imzalatılması öneriliyor. Bu demektir ki, isteyen rektör yönettiği üniversitede benzeri yasağı uygulayacak ya da uygulamayacak. Halen üniversitelerde orta öğrenimdeki kadar yaygın bir türban sorunu yok, çünkü tesettürlü öğrenci sayısı az. Eğer bu sayı marjinal olmaktan çıkıp Türkiye’deki gibi bir artış yaşanırsa, bakın nasıl çıkar o iç tüzükler...
Fransa’nın yeni laiklik düzenlemesi, eğitim alanıyla sınırlı değil. Dini inanç doğrultusunda “cemaat ayrımcılığı” istemlerinin önü hastanelerde yasal düzenlemeyle kesiliyor. Kamu dairelerinde ise yeni Memuriyet Yönetmeliğiyle. İslami tesettür, Yahudi kippası ve göze batar türden Hristiyan haçı taşıyan memurlar yolcu, sizin anlayacağınız.
Avrupa’nın en büyük Müslüman nüfusu (5 milyon) barındıran göç ülkesi Fransa’daki bu gelişmelerin içerde ve dışarda yol açacağı sonuçlar merakla bekleniyor. Demokrasiyi kullanarak kadın kafasına koyduğu “yasağa özgürlük” istemi paradoksu ve dişinin erkeğin budundan yaratıldığına inanan çağdışı bir zihniyet, geldi geldi ve Kartezyen mantık duvarına çarptı.
Bakalım şimdi ne olacak?