Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Apışanlar ve yapışanlar

Radikal · 26 Aralık 2003

Fransa’da artık “yeni laiklik yasası” diye anılan ve okullarda İslami tesettür başta tüm dini simgeleri yasaklayan tasarı Şubat ayında parlamentoda görüşülecek ve yasalaşması yeni eğitim yılına yetiştirilecek. Fransız devleti söz konusu dini simgeleri yasaklamakla, aslında bu simgelerle birlikte gelen ya da bu simgelerin getirdiği “dini ayrımcılık” istemlerini ve ulusal birliğe yönelik bir tehdit olarak algıladığı, toplumsal bütünlüğü bölücü nitelikte bir “cemaatçilik” trendini durdurmayı amaçlıyor. Ana hedef İslami köktendincilik olduğuna göre, bu cemaatçiliğe “ümmetçilik” demek yanlış olmaz. Bir tümcede özetleyecek olursak Fransa, İslamcılığın son yirmi yıldır kemirdiği “pasif laiklik”, daha doğrusu “pasifize edilmiş laiklik”ten aktif laikliğe geçiyor.

Bu ülkenin tam bir buçuk yüzyıl, kiliseye, papazlara ve kilise cemaatçiliğine, yani düpedüz dine karşı (antireligieux) savaşımını; yarım yüzyıldır da dine karşı olmayıp, dini cemaatçiliği özel alana gönderen dinsiz (areligieux) devlet geleneğini bilmeyenler, Fransa’nın yeni laiklik şahlanışı karşısında apışıp kaldılar. Bilmedikleri için anlamadıklarını anlayamayacak kadar kafasız olmalarına rağmen, serde illaki fikir yürütmek ukalalığı var ya, olayı yok efendim Fransa’nın laiklik krizi tutmuşmuş, yok efendim Jakoben Fransa’ymış gibi eğreti formüllere ve özellikle de anglosakson kültürden ödünç aldıkları örneklere yamamaya çalışıyorlar. En gülüncü, Fransa’nın laiklik tarihini, İngiliz ya da Amerikalılardan okumaları.

Oysa genelinde laiklik, özelinde Fransız laikliğini öğrenmek için, Fatma Mansur Coşar’ın “Laiklik Arayışları” (Büke Yayınları, 2000) kitabını okusunlar yeter. Sayın Coşar, onların referans gösterdikleri en prestijli Amerikan ve İngiliz üniversitelerinin tozunu attırmış, alıntı yaptıkları Anglosakson yazarlardan çok daha değerli, birikimli ve tarafsız bir bilimcidir. Bu kitabı okumasını, özellikle “Fransa 1958’den itibaren De Gaulle’ün kiliseyle devleti barıştırması ve siyasi istikrarı sağlayarak ekonomik gelişmeye öncelik vermesi ile modernleşmesini tamamlayan bir ülke olabildi,” diye yazmak gafletine düşen Sayın Taha Akyol’a tavsiye ederim.

20. Yüzyılın başında dini tümden reddeden ve kökünü kazımak mücadelesi veren “laisizm”e karşı; dini devletten ayırıp özel alana gönderen, entellektüel yaşamı, bilim, eğitim ve toplumsal örgütlenmeyi her türlü din baskısı ve dini denetimin dışına çıkaran “laicite”yi savunan görüşün öncüleri, Aristide Briand ve Jean Jaures’ti. 1945 yılında, Fransız kilise temsilcileri “laisizm”le “laicite” arasındaki ayrımı yaparak, ikincisini kabul etti ve laiklik konusunda toplumsal anlaşma sağlandı. Fransa’nın 1905 laiklik yasasına getirilen ilk açıklık, 1945 yılında “laisizm”le “laicite” arasındaki ayrımın ikinci tanım lehine yapılması olup, 1946 yılında Anayasa’ya: “Fransa laik cumhuriyettir,” diye başlayıp “kamusal eğitimi bedava ve her düzeyde laik örgütlemek devletin görevidir,” diye devam eden maddeyi kazandırmıştır.

Fransız Katolik Kilisesi’nin 1945’te kabul ettiği “laicite”yi Papa’lığın tanıması içinse, 1962-65 yılları arasında yapılan Vatikan Konsil’ini beklemek ve bu konsil kararıyla önceki papalık kararlarını çelişkiye düşürmemek amacıyla muğlak bir “kişinin inanç özgürlüğü” kavramıyla onanması gerekmiştir.

Fransa, İslami köktendinciliği, bu yasa kararından önce, bir toplumsal genetik ifadesi olarak “dilde” mahkum etmişti çoktan. Kimse farketmedi: Yıllardır İslami köktendinciliği “İslamizm” diye tanımlıyor ve İslami tesettürle birlikte öne çıkan din ayrımcılığı savunucularına “İslamist” diyorlar. Bu kavramla Fransa, İslami söylemi hem “ideoloji” çerçevesine oturttu, hem de...20.yüzyılda caydığı ilk “laisizm”in hedefi olan baskıcı din tınısını yükledi üzerine.

Devamı yarına.