Tatile müstehak
Radikal · 28 Aralık 2003
Biliyorsunuz Radikal'in bu sütunu ve naçiz yazarı, bir süredir mücahit ümmetin organize sanal bölgeden açtığı yoğun söz ateşinin altında, topyekûn bir beddua saldırısının hedefi. Ancak beddualar son derece ulvi bir güzergâh izliyor ve bendeniz müstahak olduğum muameleye tabi tutulmak üzere, Allah'a havale ediliyorum.
Allah onlara mı kızıyor, ben mi sevgili kuluyum bilinmez, ama bir haftalık İtalya tatiline müstahak olduğuma karar vermiş bulunuyor. Onun izni ve hayırlısıyla naçiz yazarınız, siz bu satırları okuduğunuz sırada İtalya hava sahasına doğru havale oluyor, sevgili okurlar. Allah'a yapılan havalelerden umut kesilmez, hele bugünlerde, uçak kaçırılabilir, başıma bir iş gelebilir, Yüce Tanrı, 'Gel bakayım sen şöyle!' diye yanına çağırabilir; işte o zaman mücahit ümmetin bedduası tutmuş ve cezayı hak ettiğim apaçık anlaşılabilir. Yok bunlar olmaz ve ben harika bir hafta geçirirsem İtalya'da, naçiz kulunu koruyup kolluyor demektir ki,
o zaman beni O'na havale edenlerin şöyle bir durup kendi hallerini düşünmesi gerekir.
Örneğin bana inkisar eden mücahit ümmetin köşebent ağababalarından Kolikmedya Küsüratı'nın, kendisinde olmayan gazetecilik etiğini başkasında aramayı bırakıp, muhbirlik eğilimini yalakalığını yaptığı AKP hükümetinde bulması gerekebilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Türkiye'yi ihbar eden bizzat Dışişleri Bakanı'nın eşi Hayrünisa hanım değil midir? Abdullah bey bakan, yani iktidar, yani Türkiye'nin temsilcisi olduktan sonra eşinin Türkiye'ye karşı açtığı davayı geri çekmemesi, acaba nasıl bir yurtseverlik ve devlete bağlılıkla açıklanabilir? Zaten Türkiye'ye karşı aynı mahkemede açılan benzeri bir davada, sözümona Türkiye'yi savunmakla yükümlü Dışişleri Bakanı'nın, ek savunmayı geri çektirerek, laik millet yerine İslami tesettürlü ümmeti ve vatan yerine hanımını savunmayı seçtiği açık değil midir? Acaba Türkiye'yi AİHM'de mahkûm ettirmeye çalışan bir hükümet ve Dışişleri Bakanı'na ne denir? Milliyetçi mi, ümmetçi mi?
Örneğin aynı ümmetin eğlencesiz TV meddahı ve mülayim köşebenti; keyif erbabı yazarınızın mutluluk ve sevinçlerini kıskanmakta haklıdır. Çünkü onun gibileri, kendi kafalarını kelepçeledikleri yasakçı zihniyet keyfi de yasakladığından, asla özgürce yaşayamamaktadırlar. Ancak kendisinden, hiç olmazsa temsil ettiği zihniyetin kutsal dilini ve hangi adların arabesk tınısı taşıdığını bilmesi beklenebilir. Yoksa Arapça bilmediği gibi, tınısını da mı ayırt edecek müzik kulağından yoksundur? Bendenizin arabesk sandığı Kırıkkanat soyadını, ABD'nin Colorado eyaletindeki İzmir kanyonu üstüne dalış yaparken, avcı uçağıyla birlikte Velvet Fort'a (Kadife Kale de diyebilirsiniz) çakılan ilk Kızılderili pilotlardan, öz be öz Sioux amcamdan aldığımı nasıl bilmez? Öğrenmeye meraklıysa, kendisine sevgili dostum Erel Bleda'ya sormasını öğütlerim. Bugüne değin Kızılderili kültürü üstüne yaptığı değerli araştırmalarla hayatıma renk katan Erel, uzun çalışmalar sonucunda soyadımı gerçek anlamıyla tanımlayan tek kişidir ve "Gökçe Mine'nin Kanadı Kırık Ama Kuyruğu Dik"tir, demiştir. Sayın TV meddahı ve mülayim köşebent, henüz kırık kanadımı gördü, kuyruk darbelerimden çekinmesini tavsiye ederim.
Ve bu veciz sözler üzerine, hepinize 2004 yılının mutluluk ve bereket getirmesini diler, şimdilik hoşça kalın derim, sevgili okurlar. Mücahit ümmet, benim yokluğumda dinlensin mi, yoksa dersini çalışmaya devam mı etsin, henüz karar vermedim. Merhamete gelirsem, bir hafta süreyle yazmayacağım. Yok şeytan azapta gerek diye eserse aklıma, çenelerini daha çok yoracak, eskimeyen yazılarımdan bir demet sunacağım, sizlerin takdirine, gelecek hafta, bu köşede.