Adios, roma!
Milliyet · 7 Ocak 2004
İtalya’nın diğer ülkelerle farkını tek tümcede anlatmak gerekirse, kuşkusuz “İtalyanların en yüksek oranda sevilmediği yer”, demek sanırım cuk oturur. Üstelik her konuda iddialı İtalyanlar, sevilmemek eylemini de yabancılara bırakmaz ve kendi kendilerini sevmemek rekorunu ellerinde tutarlar. Dünyanın başka bir kuzeyindeki insanların, başka bir güneyindeki insanlardan böylesine nefret ettiği, ya da tersi, inanın görülmemiştir. Hatta tüm yeryüzünde İtalyanlardan hazzetmeyen nüfusu toplasanız, birbirinden hazzetmeyen İtalyanların yarısı bile etmez. Ulusal birliğini yalnızca iki yüz küsur yıl önce sağlayan bu güzel çizme, her an bölünme tehlikesindedir ve zaten Kuzey İtalya Ligi diye bir parti, ikide bir olmasa da iki yılda bir “çapulcu Güney”den ayrılıp bağımsız devlet olmayı gündeme getirmektedir. Ama işte, yukarıda kazandığını aşağıda harcamayı (ya da kaptırmayı) bir türlü içine sindiremeyen İtalyan toplumunda, birbirlerinin konuştukları İtalyancayı bile pek anlamamalarına karşın, yine de bir bütünlük vardır ve varsıl Kuzey’le yoksul Güney, göze güzellik, damağa lezzet veren ortak bir estetikte birleşir.
Ben İtalyanların Milano’lusunu da, Napoli’lisini de severim. Gözüme hoş, kulağıma hoş gelirler, yemeklerine de bayılırım. Üstelik çok iyi anlaşırım: Ben İspanyolca konuşurum, onlar İtalyanca cevap verir, bugüne değin ne istediğimi anlatamadığım oldu, ne dediklerini anlamadığım. Ancak tüm İtalyan dostluklarımı hep İtalya dışına borçluyum. En başta Donatella Piatti’yi İstanbul’da tanıdım! Damarlarında yüzde yüz İtalyan kanı akan Fransız aşkımı ise Paris’te. Madrid’deki “İtalyan hatıratımı”, o kıskanmasın diye saymıyorum tabii!