Almanya İslam’ı niye tartışıyor
Radikal · 9 Ocak 2004
'Türkiye, yüzde 95'i Müslüman bir toplumdur,' tümcesi, gerek politikacı, gerekse politikayla ilgilenen meslek erbabından sık sık duyduğumuz bir saptamadır. Kimlik belgesinde din hanesini doldurmak henüz zorunlu bir ülkede teorik anlamda doğrulanan bu saptamanın, uygulamada ne kadar gerçekçi olduğu elbette tartışmalıdır. Çünkü Türkiye'nin yüzde 95 Müslüman nüfustan oluştuğu saptaması, baştan sona, İslamiyet'e uymayan varoluş ve davranış biçimlerinin bu ülkede yeri olmaması gerektiğini vurgulamak için kullanılmaktadır. Böyle bir yaklaşımda hem dinsizliği reddeden, hem de
başka dinlerden yurttaşları sindirmeye yönelik bir tehdit gizlidir. Oysa laf, çoğunun ağzında, özellikle de imam-hatip eğitiminden gelen politikacıların dilinde bir övgü olmakla kalmayıp, 'Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz' sözüyle özetlenebilir bir aşılmaz çizme sınırı çizmektedir. Aynı kişilerin, çoğulculuğun ta kendisi olan demokrasi savunuculuğuna soyunmaları ise, başlı başına bir paradokstur. Adama sorarlar: "Binlerce yıldır tüm dinlerden insanları ve onların yarattıkları uygarlıkları kucaklamış bu topraklarda, kala kala yüzde 95'i Müslüman bir toplum kaldıysa, ötekilere ne yaptınız da yok oldular, ya da gittiler? Çoğulculuk ve farklı olana yaşam hakkı, saygı, bunun neresinde?"
Sık sık, çokkültürlü bir mozaikten söz ediliyor Türkiye için. Mozaiğin değişik taşı, yüzde 5 mi?
Elbette değil. Elbette rengârenk bir mozaik Türkiye. Ama o zaman, demek ki saptama doğru ve toplumun yüzde 95'i de 'Müslüman' diye tanımlanacak monolit bir blok değil. Çok dindarı var, az dindarı var, söylemeye korksa da epeyce dinsizi, tanrısızı olduğu gibi, din değiştireni de var. Son yıllarda giderek çoğalan Hint ve Çin kültürlerinin dinlerine iman edenler bile var. Hatta bencileyin evreni tanrı, dolayısıyla kendisini tanrısal bütünlüğün parçası kabul edenler de cabası! Kendi inancımı hararetle öneririm: Evrende sonsuz küçük sonsuz büyüğe eşittir diyor ve sizin dışınızda ulvi bir güçten medet ummadan kendi göbeğinizi kesmeyi öğrendiğiniz gibi, muhtaç olduğunuz kudreti de bizzat varlığınızda buluyorsunuz. Nasıl rahatlatıcı bir felsefe bu, anlatamam, denemek gerek.
Bir toplumun yüzde 95'i herhangi bir dinden olabilir. Ama böyle bir saptamayı, savunucu, sınırlandırıcı ya da dayatıcı bir gerekçe olarak kullanmak, çoğulcu bir anlayış, dolayısıyla demokratik değildir, hele övünç kaynağı hiç değildir! Sonuçta kazançlı da çıkarmaz toplumu, çünkü farklı olanın getirisine kapatır, çeşitliliğin zenginliğinden mahrum eder, dış dünyadan soyutlar.
Ne tuhaftır ki yüzde 95'i Müslüman bir toplumdan gelmekle övünenler, değişik dinden çoğunluğa sahip ülkelerde azınlık oluşturunca, ilk iş, azınlık olarak dini haklarını çoğunluğa kabul ettirmek peşine düşmektedirler. Örneğin Almanya'da geniş geneli Türk kökenli, aşırı dinci Müslümanlar.
Almanya'da basılan Milliyet gazetesinde Gürsel Köksal'ın 'Almanya İslam'ı tartışıyor' başlıklı harika bir yazı dizisi yayımlandı. Gürsel Köksal'ın topladığı haberleri okuyunca, 'din ve inanç özgürlüğünü anayasal hak' tanıyan Almanya'nın niye İslam'ı tartıştığı öyle iyi anlaşılıyor ki! İşte size bir örnek: Konu, 10. sınıftaki kızlarının ders programında yer alan sınıf gezisine katılmasını istemeyen Müslüman bir ailenin, okul yönetimiyle mahkemelik olması üzerine gündeme gelmiş. Dini inançları gereği kızlarını geziye göndermediklerini savunan aile, mahkemeye gerekçe olarak 'deve fetvası'nı göstermişler. Deve fetvası nedir diye merak ediyorsanız, yarını bekleyeceksiniz...