Floransa'yı aşana Kasımpaşa
Milliyet · 11 Ocak 2004
Cara Donatella, ne kadar haklıymışsın! Lafım senin hoş sedalı meclisinden dışarı, seninkilerin ülkesi yani vallahi, tam dediğin gibi, “Da Firenze in giu, L'Italia non piu...” misali, “Floransa'dan aşağı Kasımpaşa”ymış da, benim haberim yokmuş meğerse. Nasıl haberim olsun ki zaten? Bendeniz Paris çobanı, onca sevdiğim İtalyanları ya sencileyin İstanbul'da tanıdım, ya Madrid ya da Paris'te zaten. O güzel sarışın kelleni bilmiş bilmiş salladığını görür gibiyim. Bendeniz İtalya'yı Akdeniz sınırlarında dolaşmış, kıta sahanlığını tanır, tencere içini pek tanımazdım.
Meğer dünyada İtalyanlardan en çok nefret eden millet İtalyanlarmış. Bak her şeyi bir bir demiştin de, söylediklerinden apaçık çıkan bu sonuca varmak için Floransa'yla Roma'yı aynı hafta içinde ziyaret etmem gerekti, Donatella.
Ama önce bu maceralı yolculuğumu başından anlatmalıyım sana: Hayatta bütün gariplikler bizi bulur ya, benim de 10 yıl önce Paris'te Fransızcadan başka dil bilmez bulduğum, üstelik tepeden tırnağa İtalyan kanı taşıyan Colagrossi heybetli Daniel ile geride bıraktığımız yılın defterini İtalya'da dürmeye karar verdik. Üç gün Floransa, dört gün Roma'da keyif yapacaktık. Yağmurluğunu Paris'te nöbetçi bırakan Daniel'e Il Duomo önünde sırada beklerken bir Afrikalıdan aldığımız mosmor şemsiyeye düşen ırmak debisine rağmen, yolculuğumuzun Floransa dilimi gerçekten muhteşemdi. İlk sürprizi, aslında çok ucuza mal olan paket turuna karşın, Martelli otelinde yaşadık. Meğer bir saraymış bizim otel ve biz, tavandan tabana fresklerle bezeli, şömineli, buduarlı, muhteşem bir suitte kaldık normal oda fiyatına.
Yollar bayındır, insanlar uygar, en sadesinden en görkemlisine tüm lokantalarda yemekler mükemmel, “stretto”sundan “capuccino”suna kahveler ve tabii Toscana Grappa'ları olağanüstü güzeldi.
Her yerde, her yerde, Firenze'yi Floransa yapan Medici'lerin izi görülüyor, ince bir estetiğin seçkin geleneği hiçbir yerde olmadığınca yoğun hissediliyordu. Çok mutluyduk üç gün boyunca Firenze / Floransa'da. Zaten bütün kent müze; geze geze bitiremediğimiz gibi, hayranlığımız hâlâ sürüyor, büyülendik.
Biliyorsun ben İtalyanları, dillerini bilmeden çok iyi söyleştiğim için de severim. Seninkiler İtalyanca konuşur ben İspanyolca, bugüne değin ne beni anlamadıkları oldu, ne de benim onları anlamadığım. Floransalılarla da pek güzel anlaştım da, ne benim ne de az buçuk İtalyancasıyla Daniel'in kavrayamadığımız bir lafları oldu. Herhangi birine ne zaman, “Floransa'dan sonra Roma'ya gidiyoruz” desek, “Ya... Demek yolculuk Afrika'ya” dediler. Doğrusu Roma'ya Afrika derkenki aşağılayıcı tavırlarına, Roma'yı görene kadar pek bir anlam veremedik.
Ve Floransa'dan Roma'ya giden Eurostar trenine bindiğimizde çok mutluyduk. Zaten yolculuğumuzun demiryollu bölümü de hoş bir sohbetle başladı. Trene bindikten birkaç dakika sonra kontrolör geldi, biletleri istedi. Kadınların çantası büyük olur ya, bütün evrak bende tabii, çıkardım uzattım bizim biletleri. Adam bir bana baktı, bir biletlere ve hafifçe eğilerek: “Özür dilerim signorina, bu tren ne bu istikamete gider, ne de uçar” demez mi? Meğer telaştan, Paris'e dönüş uçak biletlerini vermişim kendisine, iyi mi?
Neyse, karadan da olsa vardık iki saat sonra Roma'ya. Meğer Floransa'dan aşağısı Kasımpaşa değil, gerçekten Afrika'ymış Donatella! Senin Kuzey Ligi haklı, hemen bağımsızlığınızı ilan edin, kurtarın Kuzey İtalya'yı köhne Roma'nın hükümranlığından! Evet, kent güzel. Ama üstüne ölü toprağı serpilmiş, ne gece hayatı var ne de gündüz. Ortalıkta stres stres dolaşan İtalyan hayaletlerinin yarısı tüccar rahipler, öteki yarısı boynu bükük günahkarlardan oluşuyor, İtalyan olmayan turist sürüsü de Vatikan'ın merdivenlerini dört ayak üstünde sürünerek çıkmak için sabahın köründe kuyruklara doluşuyor! Evet, Roma da müze bir kent. Ama bu kadar haça gerilmiş İsa, böylesine bakire Meryem bolluğu, bunca hidayete varmış aziz ve acılar içinde nedamet getiren mümin turist sürüsü, laik oğlu laik Paris'ten gelen bizim içimize fenalık getirdi.
Üstelik Donatellacığım 1 Ocak'tan bu yana Roma'da ne barlarda sigara içilebiliyor ne de kahvelerde. Sigara paketlerinin üstüne “İç de öl” yazdıkları yetmiyormuş gibi, içip de ölmek bile yasak artık senin Roma'da. Ama senin dememeliydim çünkü sen zaten Romalı değil, Milanolusun. Lütfen İstanbullu bir Milanolu kal şekerim.
Seni 15 Ocak'ta, taptaze bir manken olarak podyumda salınırken izleyemeyeceğim ve doğumunun bilinmez dönümünü, güzel gözlerinin İstanbul semalarına açıldığı 30'uncu yılını birlikte kutlayamayacağımız için çok üzgünüm. Ama ne demişler? Bizim gibi tatlı kaçıklara, her gün bir yıldönümü, her sabah bir bayram. Birlikte ve bizim sarışın ekiple, yeniden doğmuşsun gibi ben gelince tekrar kutlarız, değil mi canım?
Seni girdiğin her yaş için bir öpücükle kucaklarım.
[Çekme alıntı: “Evet, Roma güzel bir kent. Ama sanki üstüne ölü toprağı serpilmiş, ne gece hayatı var ne gündüz.”]
[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraflar: DANIEL COLAGROSSI]
