Vatan haini kim,Deniz?
Radikal · 11 Ocak 2004
RADİKAL
MİNE G.KIRIKKANAT
Paris, 10.01.2004
VATAN HAİNİ KİM, DENİZ?
Biliyorsunuz geçen hafta, yoğun bir okur kitlesinin müstahakımı vermesi için başvurduğu ulvi mercii, naçiz yazarınızın bir hafta İtalya tatili hak ettiğine hükmetmişti. Boynumuz kıldan ince, hükmü icra ettik elbette. Sağ salim gidip döndük, üstelik keyifli de bir yolculuk oldu. Floransa’yı Roma’dan daha çok beğendik, çünkü havale edildiğim mercii sağlığımı da korumaya karar vermiş olacak ki, İtalya başkentinde 1 Ocak’tan itibaren yürürlüğe giren yasal yaptırım gereği kahve ve barlarda sigara içilmesi yasaklandı ve naçiz yazarınız İtalyan başkentinde nikotin memesinden kesilerek cezalandırıldı.
İtalya’nın dünyanın en güzel ülkelerinden biri olmak dışındaki en özgün niteliği, hırsızlarının dehasıdır. İtalya’da soyulan yerli ve yabancılar elbette bir takım varlıklarını yitirir, ama ömür boyu unutulmayacak soygun anılarıyla dönerler. Ne yazık ki bu benzersiz özelliğini hızla yitiriyor galiba, iki yıldır gidip geliyorum, hala daha bir şeyim çalınmadı. Oysa ben, sevgili arkadaşım Deniz Kavukçuoğlu’na nispet yapabileceğim bir soygun anım olsun isterdim. Ne yazık ki bu sefer de çöpümüz kaybolmadan döndüğümüz gibi, bir kahvede içemediğim için hırsımdan unuttuğum sigara paketini bile koştura koştura arkamdan yetiştirdiler. Dolayısıyla en muhteşem “İtalyan usulü hırsızlık” babında rekor, “Sen vatan haini misin baba?” derin düşünce başlıklı anı kitabında yer alan öyküsüyle hala bizim Kavukçuoğlu’nun (DK yayınları, 2003).
Aklıma geldikçe güldüğüm macerasında Deniz, eşiyle birlikte pek sevdiği İtalya yolculuklarından birinden, nedense aynı oranda sevdiği Almanya’ya dönmektedir. Arabanın bagajı ağzına kadar İtalya’dan aldıkları güzel giysilerle dolu yola çıkarlar ve Chiavari marinasının önüne geldiğinde, Boğaz çocuğu ya, Deniz’in canı son kez denize girmek ister. Arabayı marinanın kapısına parkeder, kapısını bacasını kilitleyip iki kez de denetler ve mendireğe yürürler. Üzerlerinde birer tişört, altlarında bir mayo vardır, neyse ki kimlik ve paraları yanlarına almışlardır. Deniz pırıl pırıl, çevrede kimse yoktur, bir iki dalıp çıktıktan sonra dinlenirken, yanlarına çoluk çocuk bir İtalyan ailesi gelir. Deniz kitapta “çingene” diyor ama, sanırım güney İtalya’dandırlar. İtalyan aile şen şakrak, hep birden denize atlar. Sonra baba ile çocuklar mendireğin korkuluğuna çıkarlar. Baba uzuneşek oynar gibi eğilir, çocuklardan en büyüğü üzerine çıkar, kollarını açar, öteki çocuklar da ağabeylerinin kollarına asılırlar. Deniz ve eşi bu aile boyu akrobasiyi hayran hayran, sonuna kadar izler, ancak akrobatlar gidince toparlanıp kalkarlar. Arabanın yanına geldiklerinde, önce düş gördüklerini sanırlar. Sol kapı ardına kadar açık ve Deniz’in “acaba ben mi açık bırakmıştım” kuşkusuna karşı, asıl durum apaçıktır: Hırsızlar, klasik Türk müziği kasetlerinden dolu meşrubat şişelerine varıncaya kadar “temizlemişlerdir” arabayı. Hep sonradan öğrenilir ya, bizimkiler de sonradan öğrenir ki İtalya’nın tatil beldelerinde bu tür soygun bir “klasik” olup, mendireğin üstünde sergilenen akrobatik aile gösterisi de göz oyalama dekorudur.
Hırsızlık babında İtalya ile Türkiye, geleneksel benzerlik gösteren iki ülke. Küçük büyük soyguncu yoğunluğu, kurumsal ya da kişisel anlamda talan alanı olarak sanırım ne İtalya’nın Türkiye’ye ne de tersi bir performans farkı var. Ancak İtalya’da ormanlar ya da bağlar bahçeler imara açılmak için yakılmıyor, oysa Türkiye’de yakılan ve kesilen ağaçlardan boşalan yerlere Çin’den ithal plastik hurma ağacı dikerek, gerçek doğanın yerine sahtesini koymak gibi çirkin soygunculuk alışkanlığı bile var. Eyüp belediyesinin İstanbul iklimine reva gördüğü plastik hurma vahasını görünce, gel de İtalya’nın estetik soygun dehasına imrenme! Soyula moyula İtalya güzelleşiyor, Türkiye kelleşiyor.
Hangi vatanın soyguncuları daha hain sizce?