Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Tüpraş kıyma,Türkiye kuşbaşı

Radikal · 16 Ocak 2004

Naçiz yazarınıza bugünlerde bir haller oldu, sayın izleyiciler. Sabahları ciddi ciddi okuduğum gazetelerde Tüpraş yazısı görünce, katıla

katıla gülmeye başlıyorum. Gülmekle kalsam yine iyi, ben farkında değilim, kahvaltıda birlikte olduğum aile efradı söyledi, hem gülüyor, hem: "Bir gün gece falan değil, güpegündüz oluyor yahu!" diyormuşum kendi kendime. Sizin anlayacağınız, farkında olmadan karnımdan konuşmaya başladım. Şimdilik gülüyorum, yakında ağlayacağım aslında. Nasıl ağlamam? Son kitabım 'Bir Gün, Gece' yayımlanalı henüz sekiz ay oldu, hem Türkiye'nin geçmişine değil geleceğine yönelik ilk 'fiction' romanını yazdım diye, hem hayal gücümle övünüyorum, bir de ne göreyim? GERÇEK, benim 'fiction'u aşmış, öngördüğüm felaket senaryosu, daha felaket olmadan gerçekleşiyor!

Om Yayınları'nın yaptığı yeni legal baskılara mı yanayım, illegal korsan baskılarının bitmediğine mi, yoksa İzmir Adnan Menderes Üniversitesi'nde, benim romanı okuyup sonundaki sorudan yola çıkarak Türkiye öngörülerini ödev olarak hazırlayan 108 öğrencinin boşa giden çabalarına mı, şaşırdım. Ne derim şimdi ben, öğretim üyesi Dr. Atila Yüksel'e? Nasıl itiraf ederim, 'Değer verdiğiniz hayal gücüm, ne yazık ki GERÇEK tarafından aşıldı!' diye?

Mahcubiyetten yerin dibine geçmiş ve 'kimse yetişemez' diye böbürlendiğim hayal gücüm AKP/IMF ortak yaratıcılığı tarafından fersah fersah geçilmiş bir yazar olarak hepinizden özür diliyorum, sevgili okurlar. Uykularınızı kaçırmasına karşın teveccühünüzü esirgemediğiniz 'Bir Gün, Gece'yi kadük ilan ediyorum. İstanbul'da deprem olacak diye korkmaya devam edebilirsiniz.

Çünkü İstanbul'da bir gün ya da gece deprem olacak, ancak sismik hareketleri IMF/AKP ortaklığı denetleyemediği için, tam zamanlaması yapılamıyor. Ama artık, hiç olmazsa depremden sonra Türkiye 'kurtarıcı gibi gelen' yabancı güçler tarafından paylaşılacak diye kâbuslar görmenize gerek kalmadı. Çünkü kâbus, güpegündüz ve depremsiz gerçekleşti. Türkiye darbesiz, demokratik ve barışçıl bir düzen içinde, pazarlık konusu bile olmadan paylaşılıyor, daha doğrusu paylaştırılıyor. Onay IMF, kurmay AKP'den; Türkiye kemali afiyetle, ufak ufak kuşbaşı yapılıp, 'deli dana' kıyması fiyatına satılıyor. Vallahi ve billahi rezil oldum, romanda öngördüğüm gibi ne ulusal bir direniş var ortada, ne çekişme, ne de çatışma; 'milli ümmet' altın bir tepsi içinde sundu milletin en büyük sanayi tesisini, üstelik daha 20 yıl öncesine kadar adının yarısı yasaklı bir ortaklığa. Biliyorsunuz 20 yıl öncesine kadar, Rus diyeni komünist diye içeri tıkarlardı...

Benim romanda enkaz halindeki Tüpraş, deprem sonrası Ankara'da kurulan uluslararası pazarlık masasında, Amerikalıların göz koyduğu birincil tesistir.

AB, Rusya ve ABD arasındaki çekişmenin can damarı olup, ulusal direniş TÜPRAŞ'ta bir ABD helikopterine yapılan suikast ve Amerikan misyon şefi Mr. Springer'in öldürülmesiyle başlar. Rus donanması Karadeniz'de, Amerikan donanması Marmara'da ha girdi, ha gireceklerdir birbirlerine. Ne enkazı, donanması, ne çatışması, ne pazarlığı yahu? Depreme bile gerek yokmuş meğerse, Tüpraş dimdik ayakta, cirosu 13 milyar dolar, Türkiye'ye bir yılda 7.7 milyar getiriyor ve...

Al sana bir rezillik daha, Amerikalılar dönüp bakmadı bile, bir Türk/Rus konsorsiyumuna 1.3 milyar dolara satıldı! Meğer IMF çoktan paylaştırmış Türkiye'yi, açık artırmaya bile çıkarmamış, 'kapalı eksiltme' usulüyle, üstelik Türk hükümetine sattırıyor!

Durup dururken, tıkır tıkır işleyen, en büyük ve hiç sorunsuz tek sanayi tesisini, en büyük gelir kaynağını elden çıkaran bir ülkeye ne denir? Ne denir, kolunu sıvayıp 'İstediğin zaman kes' diye önüne gelene uzatan, can damarını 'İstediğin kadar em' diye 'özel hizmet'e sunan bir ülke yönetimine? Satılmış, uyuşmuş değil; kafasız olup olmadığına karar verin. Umarım kafasızdırlar. Yoksa, çok daha vahim bir durum var demektir ortada.