Paramparça,paramparça…
Radikal · 18 Ocak 2004
İşi gücü bıraktım, Münevver hanımla Bülent beyin Viyana seferinde çekecekleri çileye yanıyorum. İçim cız ediyor, nasıl acıyorum çağdaş cumhuriyetçi Türkiye'yi en derinden temsil eden bu örnek çifte, anlatamam, çünkü sözcüklerim yetmez. Sözcükler yetse, sesim yetmez, Sayın TBMM başkanı ve sayın eşine Viyana sefasında reva görülecek cefayı tarife, ama yine de uğraşacağım, çünkü: Sen etmezsen, ben etmezsem, kim eder bu tarifi arife? Sayın Bülent Arınç, Avusturya meclis başkanı Dr. Andreas Khol'ün davetine icabetle çıkacağı Viyana seferine, büyük bir ihtimalle, sayın eşi Münevver hanımı da katacak. Türk basını 19 Ocak'ta başlayacak programın 'en dikkat çekici unsuru'nu, vallahi atlamadı: Arınç çifti, Viyana Devlet Operası'nda Mozart'ın 'Figaro'nun Düğünü' operasını izlemek zorunda. Düşünebiliyor musunuz sayın seyirciler? Çağdaş Türkiye'nin modern alfabetik sıralamasında, en mütemeddin, mütemmim, mütemekkin temsilcisi ve eşine münasip görülen namütenahi (bitmek bilmeyen) ezayı, namütenakıs (hiç azalmayan) cefayı, düşünebiliyor musunuz?
Sayın Münevver ve Bülent Arınç çiftini, sahnenin altında kemanlar cıyık cıyık ederken, sahnenin üstünde 'Figaroo, Figaro, Figaro, Figaroooo...' diye cıyaklayan baritonu, üstelik birinci sırada, Dr. Khol ve eşinin yanında, dolayısıyla kaçıp kurtulamayacak, elleri kolları kulaklarını kapatamayacak protokol kurallarıyla bağlı, yüzleri donmuş bir gülücükle kasılı, kan kusup 'kızılcık şerbeti içiyoruz' pozisyonunda düşünebiliyor musunuz? Ben düşünebiliyor ve sayın Arınç çiftini, kıyım kıyım içlerinin kıyıldığı operadan tansiyonları fırlamış halde çıkarken: 'Kanuni bile Viyana kapılarında böyle eza görmedi!' diye mırıldanırken tahayyül ediyorum.
N'ayır! Bu bir işkencedir. İslam âleminde klasik Batı müziği seven, dinleyen ya da çalan tek bir İslamcı adem olmadığı gibi, tesettürlü havva da yok, çünkü. TBMM başkanı da, Türkiye'yi temsil uğruna, insan haklarına aykırı 'zorla güzellik'e tahammülle yükümlü değildir! Eğer böyle bir
tacize maruz kalırsa, sayın Bülent Arınç'a, nasıl intikam alabileceğine dair bir önerim var. O da Türkiye'ye iade-i ziyarete davet edeceği Dr. Khol ve eşine, popstar Bayhan'ı dinletsin! Bak Erdoğan ailesinin de favorisiymiş zaten, bir taşla iki kuş vurur, hem başbakanının gözüne girer, hem Dr. Khol ve efradını can evinden vurur. Göze göz, dişe diş böyle olur, ancak! Örneğin ben de Türkiye'nin 'çağdışı', yani laik, solcu, klasik Batı müziği ve cazsever arkadaşlarımdan, kendilerine arabesk dinleterek intikam alıyorum.
Koyuyorum bir Müslüm Gürses, açıyorum bangır bangır hoparlörü, "Siz değil miydiniz, halkımıza arka çıkan? Siz değil miydiniz halk iktidarı isteyen? İşte geldiler iktidara! Caz dinleyip, Mozart dinleyip Türk klasik müziğini sevmek, halk türkülerini savunmak kolaydı. İşte halkın müziği!" iddianamesini eşliğinde, zorla dinletiyorum. Favori Müslüm parçam, Türkiye'deki arabesk gelişmeleri gecikmeli izlediğim için, hâlâ
'Paramparça'.
Öylesine psikososyolotürk buluyorum ki Teoman'ın suudihicazkâr makamında parçalanan bu şarkı sözlerini, oturup kendi halime uygun parodisini bile yazdım. Müslüm Gürses'i koyun CD çalar'a, birlikte söyleyin, çok acılı oluyor: "Hafızam yok. Tam olarak bilemem. Biraz minnet, biraz zillet önceydi. Nasıl oluyor? Namus bir türlü geçmezken... Hırslar, ihanetler geçiyor? Takatim yok. Yine de laptopuma sarıldım. Son bir özür için, inandığım utkulardan.
Çok mu ayıp, hâlâ soyluluk istemek? Neyse zaten hiç halim yok! Bugün benim yazı günüm. Hem mayhoşum, hem boştayım. Bir zor taburesi üstünde, ruhumun öldüğü tuştayım!
Bugün benim yazı günüm. Kelimeler büyüyor ağzımda. Bildiğim bütün doğrular, paramparça.
Paramparça, paramparça, paramparça