Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Din savaşları

Radikal · 28 Ocak 2004

Andre Malraux, uygarlıktan dini anlayan ve 'Medeniyetler Çatışması'nda Doğu ile Batı arasındaki dine bağlı kültür farklılıklarından doğan bir boy ölçüşmeyi öngören Samuel P.Huntington'dan çok önce, "21.Yüzyıl dinsel olacak ya da var olmayacak!" demişti. Açılımını Malraux'nun Doğu ve Batı kültürleri hakkında yazdığı çok sayıda kitap ve makaleyi okuyarak yapmak mümkün olan bu saptama, yaşadığımız yüzyılın çatışma olsun olmasın, en azından dinlerin tartışma odağını oluşturacağına işaret ediyor. Yüzyılın dördüncü diliminde, yanlış çıktığı söylenemez. Hele 11 Eylül'den sonra...

Siz bu satırları okuduğunuz saatlerde, Fransız hükümeti, bakanlar kurulunda ulusal meclise sevk edilecek laiklik yasa tasarısını görüşüyor. Dünya basınında epeyce mürekkep akıtan ve Müslüman ülkelerde olduğu kadar Hıristiyan başkentlerinde de şiddetle protesto edilen tasarı, 3 ve 4 Şubat tarihlerinde oylanacak. Yasalaşacağına kesin gözüyle bakılan tasarı, Andre Malraux'nunki gibi, tek tümceden ibaret: "Kamu okullarında görünür dini simgeler ve kılıklar yasaktır." Tabii ulusal mecliste daha da kısaltılır ya da uzatılmazsa. Tüm dini simgeler yasaklanıyor ama, herkes bilincinde, tasarı İslami tesettüre karşı hazırlandı. İslami tesettürden ise, kadın haklarına tecavüz ve kadın-erkek eşitliğine aykırılık anlaşılıyor.

5 milyon dolaylarında Müslümanın yaşadığı Fransa, aylardır istim üstünde. Yediden yetmişe herkes bu yasayı tartışıyor. Radikal İslamcılar dışındaki ezici çoğunluk İslami tesettürü onaylamıyor. Yasayla mı yasaklanmalıydı, diyalogla mı çözülmeliydi, yoksa yönetmelikle mi, diye tartışıyorlar. Ancak kamuoyu araştırmaları her 100 Fransızdan 70'inin herhangi bir biçimde İslami tesettürün yasaklanmasından yana olduğunu ortaya koyuyor. Anglosakson dünyanın katiyen anlam veremediği, amacını kavrayamadığı bu yasayla Fransız hükümeti, halkın yüzde 70'ine kulak vermeyi yeğledi. Çünkü, salt bu nüfus yüzdesi bile Fransız tarihinin korkunç bir sayfasını açıyor toplumsal bellekte: Saint Barthelemy katliamı.

Avrupa'da Katoliklerle Protestanların bir yüzyıl boyunca birbirini boğazladığı din savaşları, tabii ki 'Katolik Kilisesinin Kızı' Fransa'nın başkenti Paris'te, Aziz Barthelemy bayramına denk gelen 24 Ağustos 1572 sabaha karşı saat 3'te çalan Saint Germain kilisesinin çanlarıyla başlamıştır. Birbirlerini tanımak için önceden hazırladıkları beyaz haçlı giysilerle çanların sesini bekleyen Katolikler, bir anda sokaklara dökülmüş ve yataklarında uyuyan Protestanları kıtır kıtır kesmişlerdir. Oysa o dönemde Protestanlar Fransız nüfusunun yüzde 30'unu oluşturdukları gibi, devlete egemen soyluların, yani saray erkânının yarıdan fazlası Protestan'dı. Zaten bu yüzden, nüfusun yüzde 70'i Katolikler, tüm Protestan

aristokratların Paris'e geldiği bir düğün gecesi harekete geçerler. O düğün ki, tam da ülkedeki dinsel barışı sağlamak amacıyla Katolik Kral 9.Charles'ın kız kardeşi Margot'nun Protestan 4.Henri'yle zoraki evliliğidir. Örgütlü katiller, önce Kralın başdanışmanı ve Protestanların lideri Amiral Coligny'nin evini basar. Pencereden attıkları Coligny'nin kafası, elleri, ayakları kesilen cesedi kazığa geçirilir. Paris'te başlayan katliam aslında bir soykırım olup tüm Fransa'ya yayılır. Tarihçiler, iki gün aralıksız süren soykırımda, resmi tutanaklara geçirilmeyen kurban sayısını 100 bin dolaylarında tahmin ediyor. 26 Ağustos 1572'den sonra hayatta kalan Fransız Protestan soyluların tamamı dinini inkârla Katolikliği kabullenmiş, teba ise İsviçre ve Almanya'ya sığınmıştır. Sonradan Fransa kralı olan 4.Henri de, Katolikliğe geçenler arasındadır. Bugün bile Protestanlar, Fransız nüfusunun yalnızca yüzde 2'sini oluşturuyor. Ama bu soykırım, aynı zamanda Fransız halkının toplumsal bilincinde 1789'dan öteye bu kez Katolik papazları kıtır kıtır kestiği ve Kralını da, Kraliçesini de giyotine gönderdiği 'isyan genetiğini' yeşertmiştir. Çünkü Saint Barthelemy katliamından öteye halk, devlete direnebileceğini kavramış, hatta 'çizmeyi aşan' hükümdarlarını öldürmek hak ve gücünü kendisinde görür olmuştur. Saint Barthelemy katliamı sonrası, gerek 9.Charles, gerekse 4.Henri cinayete kurban giden krallar olup, halk mahkemesiyle giyotine gönderilen 16.Louis'nin habercisidirler. Saint Barthelemy, 16.yüzyıl siyaset bilimine, 'Kral istediğini yapabilmeli, ama yapabileceğini her zaman istememeli,' formülüyle yansımıştır.

İşte günümüz Fransız egemenleri, böyle bir tarihin ışığında baktıkları gelecekte toplumsal barışı korumak, yeni bir din savaşını nüfusun yüzde 70'ini sokağa dökmeden önlemek için yeni laiklik yasası çıkarıyor. Çünkü toplum tarihçileri, bir saptamada hemfikir: Protestanların kıyımı Fransız toplumunda ne 432 yıl önce, ne de şimdi sosyal bir vicdan muhasebesi ya da suçluluk duygusu yaratmamış!