Panik aşklar
Radikal · 8 Şubat 2004
40 yaş, rastgele bir yaş değildir. Hatta rasgide bir yaş da olmayıp, insanı göz açıp kapayıncaya kadar 50'ye dayanan bir merdivenin başına getirir. Zaten kadın olsun, erkek olsun tüm insanların ortak korkusu, 50'ye dayanan merdivenlerdir. Aslında merdiven, ister istemez tırmanacağımız ve kaç katlı olduğunu boşluğa düşen son adımda anlayacağımız ömür binasına, doğduğumuz gün dayanır. Ama ilk basamaklarda bir merdiven çıkıldığı fark edilmez! Gençlik yılları güle oynaya, hızla, düz yolda yürür gibi aşılır o merdivende. Garip ama gerçek, bu çıkışın inişi olmadığı İlk kez, otuzuncu basamakta anlaşılır. Ama otuz yaşında, yine de aşağı bakılır. 35'inden sonra ise, 'yukarıya'. Çünkü kalp atışları hızlanmış, hafiften soluk soluğa kalınmaya başlanmıştır.
Ancak...
Soluk ilk kez, 40'ıncı basamakta tıkanır.
İlk kez o basamakta durmak, artık çıkmamak istenir, ama boşuna. Merdiven merdiven değil, asansördür artık ve sizin katkınız olmadan da sizi tırmandırmaktadır. Soluğunuz bile tıkanmaz artık, düşünmeye zamanınız kalır. Zamanı düşününce de aklınıza gelen ilk çare, tabii ki 'zamanı durdurmak'tır. Oysa zaman durmamaktadır.
Ve siz, zamanı durdurmanın ütopya olduğunu bilirsiniz. Zaten henüz çok geç
ve umutsuz değilsinizdir. Dolayısıyla zamanı durdurmak için bir şeyler yapmak gerektiği, ancak bir şeyler yapmak için de henüz zaman olduğunu düşüne düşüne bir 10 basamak daha çıkarsınız ki, eğer o 10 yılın nasıl geçtiğini anlayan varsa beri gelsin, 40'tan 50'ye atladı gibi olur insan, öylesine hızlanmıştır ki zaman; düşünmeyi bırakıp eyleme geçmek bir zorunluluktur artık. İşte o zaman, ütopya mütopya, zamanı durdurmak yarışı başlar. Ne gariptir ki böyle bir yarışta, kadınlarla erkekler aynı kulvarda, ters yönlerde koşarlar. Çünkü göğüslenecek ipi ters yönde hayal ederler. Her şeyden önce hayalleri farklıdır çünkü.
Zamanı durdurma yarışına giren erkek, '50'nci ilkbahar'a inanırken, kadın '50'nci sonbahar' bilincindedir. Erkek, kendisini ilkbahar yaşadığına inandıracak tomurcuk peşine düşer. Başka bir deyişle kart etine taze harç aramakta, tazeye kendisini beğendirebilirse o kadar da kart olmadığını düşünmektedir. Oysa kadının zamanı durdurma yarışındaki önceliği, genç erkek dopingi değildir. Çünkü kadınların kendilerini nasıl gördüğü, başkalarının nasıl gördüğünden her zaman daha önemlidir. Dolayısıyla zamanı sevgilinin tazeliğinde değil, kendi gözlerinde durdurmaya çalışırlar.
40 ile 50 yaş arasında, kadın ve erkeğin gençlik savaşımı aynıdır. İki cinsi de bir 'sporculuk' ateşi sarar. Yürünülür, koşulur, jimnastik ve rejim yapılır, temiz hava, az gıda, sağlıklı yaşam adına ne varsa hepsi denenir.
Yine de durdurulamaz zaman. Ve gelinir 50'ye. İşte orada, erkek kişisel çaba havlusunu atar, aradığı gençliği taze kollarda bulduğunu sanarak avunur. Ama kadın, bildiğiniz gibi kolay pes etmez, acının her türlüsüne dayanmacasına doktor doktor gezmeye başlar. Zaferler kazanıldığı da olur, çarşamba pazarına dönüldüğü de. Önemli olan, yarışta kalınacağına inanmak değil midir?
Tabii ki her erkek ve kadın böyle bir yarışın içinde değil. Ama ben yarışanları tutuyor ve kolay kolay teslim olmayanların daha kadın, daha erkek olduklarını düşünüyorum.
Panik ataklar yerine panik aşklar yaşamak, ancak yarışanlar için mümkün.