Görücü usulü politika
Radikal · 11 Şubat 2004
AKP hükümetinin siyasal sorunlara çözüm arayışında bir tuhaflık var. Kayıp dikiş iğnesini, kaybolduğu oda karanlık diye çıkıp kapı eşiğinde arayan terzi misali, AKP de kimi sorunların çözümünü ilgisiz merci ve yetkisiz mevkilerde arıyor.
Erdoğan hükümeti, iktidara gelir gelmez, ABD'den Kopenhag zirvesinde Türkiye'ye müzakere tarihi verilsin diye AB'ye baskı yapmasını istedi. Bush telefona sarılıp tüm AB liderlerini tek tek aradı, ama Türkiye, Kopenhag zirvesinde tarih yerine hava aldı, tarih raundu 2004 sonuna kaldı. Çünkü Avrupa'nın temel taş başları, tam da ABD'nin tavsiyelerine uymamak için birlik olmuştu ve ABD başkanları ne derse tersini yapmaktan özel zevk alıyordu. Şimdi AKP'nin bu yılki AB'ye giriş vizesini yine ABD'den isteyip istemeyeceği merakla bekleniyor.
AKP, Türkiye'deki türban sorununa ise AB'de çözüm arıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB'ye 'İlerleme Raporu'nda neden başörtü (yasağı) konusunda eleştiri yok, anlayamıyorum,' diye serzenişte bulunuyor. Zaten eşi Hayrünisa hanım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'den davacı. Kendisi de Türkiye'nin AİHM'deki ek savunmasını geri çektirerek, mahkûm edilmesi için elinden geleni yapıyor. Özetle AKP iktidarı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı öncülüğünde, Türkiye'de okul ve üniversitelerdeki türban yasağının kaldırılmasını AB ve AİHM'den bekliyor. Ancak bekleyiş, mecburen hicranla sonuçlanacak ve Türkiye AİHM'de savunulmasa bile mahkûm edilemeyecek, çünkü dünden beri AB'nin iki temel taşından biri, Fransa'daki okullarda da türban, artık yasayla yasaklı!
Türkiye'ye türban konusunda bastırmayan AB, 'Kıbrıs'ı çöz!' diye bastırıyor. AKP hükümeti de haklı olarak AB'ye girebilmek için Kıbrıs sorununu çözmek istiyor. Ancak AB'nin beklediği Kıbrıs çözümünü de nedense ABD'de arıyor! Başbakan Tayyip Erdoğan, BM sekreteri Kofi Annan'ın planını görüşmek için, Kofi Annan'la Davos'ta buluşup 'Planınızı görüşmeye hazırız,' demekle yetinmedi, ABD Başkanı Bush'tan, görüşülecek Annan Planı'nı yapan Kofi Annan'a yeni bir arabulucu ataması ve planı Türkiye'ye uygun koşullarda değiştirmesi için baskı yapmasını istedi. Bush, yine telefona sarıldı, BM Genel Sekreteri'ni aradı, Colin Powell'ı da aracı atadığını bildirdi. Bizimkiler de sevindi. Ancak Bush'un böyle bir yetkisi yoktu. Çünkü BM Başkanı değil, ABD Başkanı'ydı. Irak krizi başında BM hakkında demediğini bırakmadığı gibi, Kofi Annan'la da araları epeyce mayhoştu. Annan, fırsat bu fırsat deyip Bush ne dediyse tersini yaptı ve plan neyse o, değiştirilmek istenen aracı De Soto yerinde kaldı. Colin Powell'in hangi araya sıkıştırıldığı ya da hayali aracılığının hangi kapı arkasında bittiği bilinmiyor.
Gerek Başbakan, gerekse AKP hükümeti, ABD Başkanı'nın BM'yi yönetmediğini, Kofi Annan'ın Bush'a 'Emrin olur ağam' deyip plan ve aracı değiştirmediğini, Türkiye'ye dönüşte öğrendiler. Çünkü Erdoğan, Washington'da bacak bacak üstüne atmış, hemen herkesin aklı fikri araya sıkışıp kalmıştı. Durum Ankara'da, Başbakan'ın dizleri çözülünce anlaşıldı.
Şimdi Kıbrıs sorunu, eski BM hamamında, eski Annan tasıyla çözülmeye çalışılıyor.
Naçiz yazarınız, AKP iktidarının neden AB vizesini ABD'den, türban iznini AB'den, BM'nin Kıbrıs çözümünü ABD'den beklediği üzerine hayli kafa patlattı, ancak parlak bir sonuca ulaştı: AKP'nin iç kapının kilidini dış kapının tokmağıyla açmak inadı, sanırım 'görücü usulü' alışkanlığından ileri geliyor. 'Hayırlı bir iş' için aracı, görücü kullanmak, toplumsal genetiklerine yer etmiş!
Ancak aracı görücü usulüyle ne AB'yle söz kesilir, ne de iki Kıbrıs evlendirilir. Zaten namzetlerden biri AB'ye çoktan nişanlı, KKTC yine evde kaldı gibi.