Savrulmak(2)
Radikal · 14 Şubat 2004
Hasan Cemal'in 'İnşallah!' başlıklı yazısı (Milliyet, 12.02.2004), sol beyni lobotize Türkiye'de hâlâ ve henüz düşünebilenler için, ilginç bir mantık sorunsalı içeriyor. Gazetecilik geçmişinin bir muhasebesini çıkaran yazar, 1970'li yıllarda Kıbrıs sorununu 'Amerika ve emperyalizme yaranmak için Kıbrıs'ı satarak' çözmek isteyen Demirel hükümetlerine, AP Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'e 'zehir zemberek muhalefet' yaptıklarını anlatıyor. Ve yazısını, dünden bildiğiniz gibi artık Kıbrıs'ta çözüm istediğini, bir zamanlar yine şiddetle muhalefet yaptığı 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren'in görüşlerine katılarak açıklıyor. pekâlâ, pek güzel. Ancak...
Ben yazarın bu satırlarında, belki kendisinin görmediği bir gerçeği okuyorum: Hasan Cemal bugün KKTC sorunsalının AB ve ABD'nin baskısıyla BM planına bağlı olarak çözülmesinden yana olduğuna göre, demek ki Kıbrıs sorununu yine ABD'nin baskısıyla 30 yıl önce çözmek isteyen Süleyman Demirel ve İhsan Sabri Çağlayangil gibi kişiler hem haklı, hem de daha ileri görüşlüymüşler! Üstelik, iki yerine TEK baskı odağı varmış Türkiye'nin sırtında, onlar çözüm istediklerinde. Bu bir.
İkincisi, Kıbrıs sorununun 30 yıldır çözülmemesinde demek ki 30 yıl önce çözüm isteyen hükümetlere karşı 'zehir zemberek muhalefet' yapanların da sorumluluğu var! Ve bugün yanıldıklarını içtenlikle itiraf edenlerin her biri, koca bir muhalefet çarkının küçük parçaları da olsalar, 30 yıl önce varılabilecek bir çözümün yolunu karınca kararınca tıkamışlar...
Türkiye'ye neye mal olduklarını farkındalar mı, bilmiyorum. Kaç yıl önce yanlışlarını anladılar ve fikir değiştirdiler, tam olarak belli değil. Ama 'devrimsel anlamda' değiştirdikleri, yani tersyüz ettikleri fikirlerini, Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB'ye üyeliği gündeme geldiğinde beyan etmeye başladılar. Ve bugün, kendilerinin en fazla 10 yıldır benimsediği değişime direnç gösteren ve 30 yıl önce paylaştıkları görüşleri taşıyanlara, 'Hâlâ mı?' diyorlar.
Hasan Cemal, bir gazeteci ve yazar. Türkiye'nin yol haritalarında izafi bir etkinliği var. Ama Kıbrıs hakkında fikir değiştirenler arasında Kenan Evren gibi birini referans gösterince, işin rengi de değişiyor. Çünkü Kenan Evren, bir zamanlar hem dediğim dedik çaldığım düdük bir askeri yönetimin başı, hem de ardından yetkileri 'epeyce' geniş bir cumhurbaşkanıydı. Neden çözmedi Kıbrıs'ı? Bir ülkenin 20 yıllık geleceğini öngöremeyen, en eski sorununu analiz edemeyen, zaten başta terör, sorunlara getirdiği çözümlerle bugünkü sorunları yaratan ve Türkiye'yi İslamcıların kucağına oturtan bir adamın, bu kez yarın için doğru düşündüğünü kim garanti edebilir?
İşte böyle kişileri referans göstermek, böyle kişilerle aynı diapazonda buluşmak, her şeyden önce 'trend' dışı ve bağımsız fikir sahibi olamamak anlamına geldiği gibi, buluşanların tarafsız analiz ve öngörü yeteneğini kuşkulu hale getiriyor. Ve 'Dün yanıldım, bugün doğru düşünüyorum' diyenlerin 'bugün de yanılıp yarın itiraf edebilecekleri' olasılığını içerirken, hiç değişmeyenlerin 30 yıl önceki fikirlere çakılan kazıklarını güçlendirdiği gibi, son derece yanlış bir eğilim olan 'Zamana dayanan kazanır' kemikleşmesini de sertleştiriyor.
Elbette çözülmeli Kıbrıs sorunu. Hemen, artık HİÇ zaman yitirmeden. Ama dün çözümü tıkayanlar referans gösterilmemeli, dün yanlış düşünenler bugün pek konuşmamalı, doğrunun ne olduğunu onlar söylememeli, diye düşünüyorum. 30 yıldır, Kıbrıs konusunda faul yapmayan bir kuşak da yetişti. 'Mea Culpa' yapanların, kendilerini bağışlatmak için aşırı tavizkâr davranmaları mümkün. Bırakalım yanlış olanı, o yanlışta dahli olmayanlar düzeltsin.
Bu konuyu işlemek için Hasan Cemal'i örnek göstermemin bir anlamı var: Hasan Cemal benim ilk genel yayın yönetmenim. Tüm fikir ayrılıklarımıza, acı tatlı çekişmelerimize karşın, 'eski dostlar'ız biz. Ama eski dostum olarak değil, hem gazeteci, hem insan olarak sayar ve severim kendisini. Belki de bu yüzden, ona değer verip saydığım için sindiremiyorum içime, son yıllarda tuttuğu ve yanlış olduğunu düşündüğüm yolu. Bugün desteklediği
'yeni çoğunluk'tan pişman olmamasını dilerim, diyeceğim ama, benim tanıdığım dürüstlüğüyle Hasan Cemal, ne yazık ki yine yanıldığını hem de en geç beş yıl içinde, kabul etmek zorunda kalacak.