Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Mısırda ithal vakti

Radikal · 21 Şubat 2004

Meğer Abdullah babanın çiftliğinde, tavukları da varmış! Gıt gıt gıdak, yemliğe gidek, ithal mısır yiyek, daha var mı diyek, babanın nemasına bakak, diye gıdaklarlarmış. Abdullah baba da tavuklarının bir dediğini ikiletmezmiş. Öyle cins tavukları varmış ki Abdullah babanın çiftliğinde, mısıra mısır demez, patlamış olmazsa yemezlermiş. Tabii ki çerezlik 4 bin ton ithal etmiş bili bili tavuklarına. Patlamışından sıkıldıklarında sade kavrulmuşunu; sadesinden sıkıldıklarında, soslu kavrulmuşunu ikram için çerezlik mısır ithal etmiş. Hatta tavuklarına patlamış mısır verdiği günler, bir de güzel Amerikan filmi koyarmış çiftlik sinemasına; birbirinden Ak tavuklar hem başrolde Kemal babanın oynadığı 'Insider Trading' filminin Türkçe uyarlaması, 'Oğluma Mısır Yasaya Kısır'ı seyreder, hem de yemlenirlermiş.

CHP'li Haluk Koç kurcalamasaydı, bizim ne böyle bir tavuk cennetinden haberimiz olacaktı sayın seyirciler ne de Türkiye'ye yedirilen 'yolsuzlukla

mücadele' yasalarının, o yasaları çıkaranları babadan oğula bağlamadığını.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın oğlu Abdullah, mısır ithalatından alınan vergi oranı yüzde 30'dan 70'e çıkarılmadan hemen önce tavuklarını 4 bin ton ithal ve çerezlik mısıra gark edince, birdenbire Türkiye'nin ne kadar büyük bir çiftlik olduğunu anımsadık.

Bir de hüzünle, artık o çiftliğin buğdayından mısırına, elmasından muzuna, üretebildiği her besini artık ithal ettiğini.

Abdullah Mısır, pardon Unakıtan'ın vergi oranı artırılmadan, tam vaktinde yaptığı mısır ithalatından geçen eylül ayında yüzde 40 kâr etmiş, vergi oranı 2004 yılında yüzde 80'e çıkarılınca da kârını yüzde 10 daha artırmış bulunuyor. Ama asıl sorun bu değil. Asıl sorun bence, Türkiye'nin niçin en temel besin ürünlerini, mısır, buğday, et, süt vb. ithal etmek zorunda kaldığı. Küreselleşme diyorlar, serbest rekabet diyorlar, nerede daha ucuzsa oradan gelir zihniyetiyle yerel üretimlerin batmasına seyirci kalarak ithal tüketime yükleniyorlar. Yalnız Türkiye değil pek çok ülke ekonomisi böyle göçüyor. Bizim ülkemizde tarım işçisinin ücreti zaten yüksek değil, zaten hiçbir alandaki işçi ücreti dişe dokunur sayılmaz, hatta vasıflı işçi ve teknisyenlerin bile insanca yaşamak için kazandıkları

para, gelişmiş ülkelere göre insafsızlık, Çin'den Maçin'den yapılan ithalatlarla düpedüz işsiz kalıyorlar.

İthal rekabet karşısında tutunamayan ve topyekûn göçen sektörler var. Bu işsizleri başka bir istihdam alanına yönlendirmek varsıl ülkeler için bile güç, Türkiye için imkânsız.

Avrupa ülkeleri de ucuz işgücüne karşın kaliteli mal üreten yabancı rekabetin etkisi altında fabrika kapatıyor, işletme çökertiyor; ABD de. Elbette Türkiye, küresel bir konjonktüre tek başına dur diyemez, sınırlarını ithalata kapatamaz, otarsi dediğimiz kendi kendine yetme modelini benimseyemez. Dünyadan kopar. Üstelik rekabet, ayakta kalabilenler için gerçekten kaliteyi düzenleyici ve çıtayı yükselten bir ölçüdür. AB ülkeleri, bizden daha gelişmiş, az borçlu ve yerleşmiş ekonomiler olduğu için kazanan sektörden aldığı vergiyi batan sektörde işsiz kalanlara, yoksullara sosyal yardım biçiminde aktararak, şimdilik idare ediyor. ABD, Avrupa ülkeleri kadar sosyal adalet ve yardım ülkesi olmasa da, teknoloji başta pek çok alanda verimli ve yenileme performansı yüksek bir ülke olduğundan henüz pek ırgalanmıyor.

Ama Türkiye'de, küresel serbest rekabet gereği önü kesilemeyen ithalat, en temel besin üretim sektöründen performan olduğunu sandığımız tekstil sanayiine, kökünden sarsıyor. İç ve dış borçla dönen bu değirmenin suyu daha ne kadar akar? Ne kadar dayanır Türkiye'nin zaten çok zayıf sosyal dengesi, bir memurun aylığından, bir işçinin ücretinden yüzde 60 oranında alınan ve büyük spekülasyonların faiz gelirlerinden alınmayan vergi sistemiyle, içeride çöken üretim ve dış kaynaklı tüketim furyasına? Milyonlarca işsiz ve ayda 350 milyona çalıştırılan milyonların yoksulluğu, daha ne kadar üç buçuk spekülatörün borsa indi-çıktılarıyla sunulan ekonomi programlarıyla oyalanır? AB'ye girersek kurtuluruz hesabı yapıyorlar. Ya AB kendini bile kurtaramıyorsa?