Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Kuşkulu demokrasi

Radikal · 27 Şubat 2004

Neşe Düzel, her zaman başarılı bir gazeteci. Ancak Neşe'nin bu hafta başında Radikal'de yayımlanan Mehmet Metiner'le 'Pazartesi Konuşmaları', röportaj ötesi bir ibret, dehşet verici bir itiraflar dizisiydi. Sizi bilmiyorum ama, eski şeriatçı yeni demokrat Müslüman aydın Mehmet Metiner'in 'çok değiştim, çok değiştik, siz de değişin' diye özetlenebilecek samimi ve cesur itirafları, beni gerçekten değiştiklerine inandıracağı yerde kuşkuya sürükledi, rahatlatacağına ürküttü.

On beş yaşından beri İslami hareketin içinde yer aldığını açıklayan Metiner, Tayyip Erdoğan'ın RP İstanbul il ve belediye başkanlığı döneminden danışmanı. Daha on yıl öncesine kadar, "Taliban gibi düşünüyorduk. Nemrut Dağı'ndaki harika heykelleri patlatacaktık. İslami devlet kurup toplumu zorla Müslümanlaştırmayı planlıyorduk. Yakın zamana kadar başını örtmeyen kadını Müslüman saymazdık. Tasarladığımız şeriat rejimi, dinsel bir diktatörlüktü. Asıl Müslümanlar arasında kanlı bir boğazlaşma yaratacaktı. On yıl öncesine kadar ben bile dinden çıkan birinin öldürülmesi gerektiğine inanırdım," derken caktık, cektik birinci çoğul şahıs takısını boşuna kullanmıyor ve RP'den ayrılan Milli Görüşçülerin, bugünkü AKP kadrolarının adına konuşuyor. Değiştiklerini isim vererek muştuladığı Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Abdullah Gül, Mehmet Ali Şahin, kendilerine mal edilen bu itiraflara ne derler bilemem. Ama Mehmet Metiner'in itiraflarına tanıdığımız içtenliği cektik, caktık takısına da verecek olursak, ortaya feci bir tablo çıkıyor: Meğer bugünün Müslüman demokratları, on yıl önce Türkiye'deki laik cumhuriyeti yıkıp, yerine bir şeriat devleti kurmak isteyen takımmış. Meğer Milli Görüş bünyesinde, Taliban gibi düşünen, Nemrut Dağı'ndaki heykelleri parçalamaktan adam öldürmeye her türlü terör eylemini göze alan yıkıcı ve bölücü bir örgütlenme varmış. Mehmet Metiner ve adlarını saydığı kişiler işi oraya kadar vardırmamış ama, işi oraya kadar vardıranlar olmuş. Çünkü sayın seyirciler, Mehmet Metiner'in on yıl önce dediği dönem, 90'lı yılların biri, ikisi, üçü. Ve "Türkiye'de şeriat düzeni kurmak isteyenler var ve ellerini kana bulamaya hazırlar," diyen Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Turan Dursun ve Uğur Mumcu'lar, tam da o yıllarda öldürüldüler. Sivas Madımak Oteli'ni 'dinsiz' aydınları gebertmek için yakanlar da demek, Mehmet Metiner gibi düşünüp de düşünmekle yetinmeyip harekete geçenlermiş. Şimdi bir soru akla geliyor, ister istemez: Acaba bunların hepsi birden mi değiştiler, yoksa beşer onar mı değişiyorlar ve değişenlerin hızına yetişemeyen ya da kendilerini değiştirecek iktidar koltuğuna kavuşamayanlar, Taliban mı kaldılar? Taliban kalanların bir bölümünü İstanbul'daki iki suikastla tanıdık. Acaba henüz tanımadıklarımız, ilerde neler yapmayı planlıyorlar? Halen Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, on yıl önce söylediklerinin arkasında ve Başbakan da onun arkasında durduğuna göre, acaba Metiner'in 'değiştiler' dedikleri arasında da yöntem değiştirip niyeti değişmeyenler olamaz mı?

Çünkü potansiyel bir teröristin, iyi ki teoride kalan eylem heves ve itiraflarını içeren bu 'mea culpa'da, geçmişte kalan bir gençlik hatası kadar bugünkü olgunluğuna ilişkin bir kuşku payı ve ileriye dönük bir tehlike var: Mehmet Metiner, "Darbe onaylanmaz ama İslamcılar 28 Şubat'la demokrasiyi keşfetti" diyor. Başka bir deyişle şeriatçılar, asker süngüyü gösterince demokrat olmuşlar! Üstelik Metiner, gösterdikleri değişim performansından memnun, bir de akıl veriyor, "Bizlerin değiştiği kadar onlar da değişseydi, Türkiye bugün demokratik cumhuriyetiyle bölgesinde örnek bir ülke olurdu," diyor. Onlardan anladığı, statüko muhafızları, yani 'laikçiler'. Hani neredeyse suçlu, bir zamanlar Taliban olduklarını

itiraf eden şeriatçılar değil, onlara karşı laik ve demokratik cumhuriyeti savunmaya çalışanlar.

Valla benim gibi laikleri kastediyorsa, bizim ne laik, ne de demokrat olmamız için şeriatçılıktan dolanmamız gerekmedi. Bizler, demokrasi ve laik cumhuriyetini, okul sıralarında, yurttaşlık bilgisi derslerinde öğrendik ve benimsedik. Anlaşılan Mehmet Metiner ve takımının, demokrasinin erdemlerine otuzlu, kırklı yaşlara gelip 'asker zoru'yla inanmaları gerekmiş. Süngünün ucuyla dürtünce demokratlaşan diktacılara, herhalde ancak Türkiye'de rastlanır!

Kendi kullanmak istedikleri zorbalıktan, silah zoruyla cayanların demokratikleşme süreci bitmiş midir, demokrasinin ne kadarını hatmedip hazmetmişlerdir acaba?