Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2004

Şehidin hakkı

Radikal · 28 Şubat 2004

Siz evlat acısı nasıldır bilir misiniz? Kimsenin başına gelmesini istemem, çünkü ben onu da bilirim. İlk yavrum, Gökçe oğlumun minicik ağabeyi Kerem on beş günlükken öldü. Eğer Profesör Nimbus’üm onun yerini doldurmasaydı, teselli olmasaydı, bugün ne yazar olurdum, ne insan. On beş günlük bir bebeğin acısı tarifsizdir, ya yıllarca boy atmasını izlediğiniz, yıllarca öpüp kokladığınız ve üstüne titrediğiniz evlatların kaybını nasıl dayanılır?

Karayazığız, fidan boylu, efe soylu bir yakışıklı delikanlıydı Hayri Ayhan. Sıraselviler’de, babasının dükkanında çalışırdı, merhabamız vardı, tüm Ayhan ailesini severiz zaten, amcası Esat Ayhan kadim dostudur tüm Cihangir’in, La Cave’ın sahibi.

Hayri Ayhan, Diyarbakır doğumluydu ve doğduğu ilin Ergani ilçesinde, askerliğini yapıyordu. Vatani görevinin yedinci ayında, son soluğunu verdikten on sekiz saat sonra iletildi ölüm haberi, İstanbul’a, ailesine. 3 Ocak’ta askeri törenle Edirnekapı Şehitliği’ne gömüldü. Hayri Ayhan, savaşta değil, barışta öldü. Silah arkadaşlarından biri, basket oynarken burnunu kırmıştı. Onu Diyarbakır’daki hastaneye götüren ambülansı, Hayri kullanıyordu. Önüne çıkan insan yüklü bir at arabasına çarpmamak için direksiyonu kırdı, mıcır üstünde kayan ambülans devrildi. Araç komutanı ve yaralıyla birlikte birkaç askerin bulunduğu ambülanstan herkes sağlam çıktı. Burnu kırılan arkadaşlarını bir minibüse bindirerek hastaneye gönderdiler ve yol kenarında yardım beklemeye başladı diğerleri. İşte bu sırada, 140 km. süratle gelen geçici plakalı bir minibüs biçti Hayri Ayhan’ın 25 bahar boy atan gövdesini. Hemen ölmedi. Kaldırıldığı hastanede beş saat direndi Azrail’e, teslim olmadan önce.

Kaza soruşturmasında, geçici plakalı minibüsü 140 km. hızla kullanan sürücü İhsan Kobal, sekizde sekiz kusurlu bulundu. Trafik canavarları, bir yaşam daha biçmekle kalmamış, bir ana babanın ocağını söndürmüş, bir aileyi çökertmişti.

Ama burası Türkiye’ydi, insanların hiç yoluna, pisi pisine can vermesine alışılan yer; olurdu böyle şeyler... Bir daha olmaması için, sekizde sekiz kusurlu bulunan trafik mahlukatının cezalandırılması gerekirdi değil mi? Ayhan ailesi Diyarbakır’da görülecek davadan adalet beklemeye başladı. Herhalde TSK da müdahil olarak katılır, asker oğullarının ahını arardı. Oysa... Hayri Ayhan’ın 25 yıllık yaşamını söndüren İhsan Kobal adlı ve geçici plakalı sürücü, ölümcül kazadan 25 gün sonra çıkarıldığı ve TSK’nın müdahil olarak katılmadığı Ergani 1. Sulh Ceza Mahkemesinde, savcı Hasan Dalak’ın talebiyle Yargıç Hüseyin Günay tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı!

Yanıyor Ayhan ailesi, yanıyor ana babası Hayri çocuğun. Kaderi, kazayı, ölümü tüm acılarına rağmen anlıyorlar da, TSK’nın niçin davaya müdahil olarak katılmadığını, niçin mahkemede yalnız bırakıldıklarını anlayamıyorlar. Niçin ölümcül bir kazada, yüzde yüz kusurlu bir sürücünün serbest bırakıldığını anlayamadıkları gibi, kabullenemiyorlar da.

Hayri Ayhan’ın yaslı ailesi, yine Diyarbakır yollarına düştüler. 1 Mart’ta ikinci duruşması var, adalet bekledikleri mahkemenin. Bu kez TSK’nın davaya müdahil olarak katılacağını umuyor, şehidinin hakkını aramasını diliyorlar.

Pisi pisine ölmek, kader olabilir. Ama Türkiye’de trafik kazasında ölenlerin sayısı kaderle açıklanamaz, katliama uyar ancak. Katliamların da sorumluları vardır. Acaba canın değeri, çok olduğu yerde mi böylesine ucuzluyor?

------------------------------------------------