Çarşaflayan türban
Radikal · 6 Mart 2004
Dünyadaki tüm İslamcılar, tartışmaların şiddetine bakıp önce bir yıldan falan önce çıkmaz sandılar. Daha sonra umutlarını, kendileri gibi İslamcıların sokak gösterilerine bağladılar ve İstanbul'dan Londra'ya protesto ederler, üstelik ABD ve Britanya parmak sallarsa, yolu kesilir sandılar. Oysa Fransa'nın yeni laiklik yasası, hiç sallanmadan, TBMM'nin AB uyum yasaları hızında geçti parlamentodan. Hem de ne geçiş. 10 Şubat'da Ulusal Meclis'te 36 ret oyuna karşılık 494 oyla kabul edildi, 3 Mart'ta Senato'da ise 20'ye karşı 278 oyla onaylandı. Sürecin öncesi, sırası ve sonrasında sallanan dış parmaklar Fransızların kararlılığını artırdığı gibi, protesto gösterilerinde kınalı çember sakallı timler tarafından çevrilmiş sıkmabaş kız ve kadınların toplu görünümü, hem kızdırdı, hem de yapılanın doğru olduğunu kanıtladı kendilerine.
Üstelik, ülkedeki 5 milyon Müslüman'dan hepi topu birkaç bin kişinin sokağa dökülmesi, İslamiyet dinine bağlı nüfusun yasayı desteklediğini göstererek şaşırttı!
Yasa, yeni eğitim yılı başlangıcı eylül ayından öteye uygulanacak ve devlet okullarına İslami tesettür, Yahudi kippası, büyük Hıristiyan haçı gibi bariz dini simgeler ya da kıyafetlerle girilemeyecek. Aslında İslami tesettür, yasadan önce de yasaktı okullarda. Ama bu yüzden atılan öğrencilerin mahkemeye gitmeleri, medyatik dayatmaları, okul yönetimlerini zor durumda bırakıyordu. Yasayla zaten var olan bir yasak vurgulanmış ve yargı sürecinin önü kesilmiş oldu.
Bakıyorum, özellikle Türkiye'deki İslamcılar, şimdi de 'Fransa'daki yasak ortaöğretim için geçerli' diye avunuyorlar. Üniversitede türban
'olabileceği' umuduna sarıldılar. Örneğin AİHM'den türban davasını geri
çeken Hayrünisa hanımın Dışişleri Bakanı eşi Abdullah Gül, Türkiye'yi dava eden bakan ailesi durumuna düşmemek için değil, davayı kaybedecekleri kesinleştiği için geri çektikleri yetmiyormuş gibi, hâlâ ve geçen hafta: "Eşim Fransa'da (üniversite) okumak isteseydi, (türbanlı olarak) kaydı yapılıp okuyabilirdi..." dedi.
Valla benim bildiğim, Fransa'da hem üniversite kaydı hem de eğitimi için her şeyden önce Fransızcayı tercihen iyi konuşup yazmak gerekiyor. Tersi zor, hatta imkânsız. Hatta bazen çok iyi Fransızca konuşup yazan yabancıların ezici çoğunluğunu, geldikleri ülke ve gördükleri orta eğitime bakarak almıyorlar. Öyle herkese yer yok. Üçüncü Dünya politikacılarının vasat çocuklarına, ABD'de yapıldığı gibi 'dış politika kontenjanı'ndan Harward kıyağı çekilmiyor. Hani bir hatırlatayım, dedim. Hayrünisa hanım Paris'teki Amerikan Üniversitesi'ne yazılmak isterse, o başka. Ancak Hayrünisa hanımın üniversitede Arapça okumak istediği düşünülürse, Paris'teki Amerikan Üniversitesi'nde Arapça eğitimi biraz abes olur kanısındayım. Ama benim öğrenmek isteğine büyük saygım vardır. Dolayısıyla sayın Hayrünisa Gül ve tüm türbanlı hanım kızlarımıza çok daha basit bir çözüm öneriyorum: Başlarını okula girerken açıp, dışarıda bağlayarak istedikleri ya da kazandıkları Türk üniversitelerinde okusalar, nasıl olur?
Çünkü kendilerine kötü bir haberim DAHA var. Bu sütunu okuyanlar, sakalım olmamasına karşın haberlerimin doğru çıktığını bilirler: Bu sütunda 13.12.03 tarihli yazıma bakınız. Fransa'daki dini simge ve kıyafet yasağı, salt ortaöğretimle sınırlı kalmayacak. Üniversite, hastane, postane ve tüm kamu hanelerinde aynı yasak, ortaöğretimdeki yasaya dayanaklı
'yönetmeliklerle', yani erişkinler söz konusu olduğu için 'soft' biçimde, orta vadeli bir sürece yayılarak konulacak. İşin fenası, uzunca bir orta vadede ise Fransa ile sınırlı kalmayacak!
AA'nın 24 Ocak tarihli bir haberiydi ve gördüğüm kadarıyla, Türkiye'deki Türk basını ilgi göstermedi, Almanya'daki Türk basınında yayımlandı: Belçika'nın başkenti Brüksel'de çarşaflı kadın sayısındaki artış sonucu bazı belediyeler, kadınlara sokakta çarşafla dolaşma yasağı koydular! Brüksel'e bağlı Molenbeek, Jette, Koelkelberg, Ganshoren ve Berchem St. Agathe belediye sınırları içinde çarşaflı dolaşan kadınlar, artık gözaltına alınmak ve 150 euro para cezası ödemek durumunda. Molenbeek Belediye Başkanı Philippe Moureau, söz konusu yasağın 'kamuya açık yerlerde çıplak ya da maskeli gezilemeyeceği'ne dair yasaya ve kimlik gizlenemeyeceği prensibine dayandırıldığını açıkladı. Sorun, tıpkı Fransa'da başladığı gibi, tesettürlü kadınların kimliklerine tesettürlü fotoğraf ısrarı. Ve tabii, sokakta gezen çarşafın içinde herhangi bir kadın mı, yoksa herhangi bir kaçak mı olduğunun belirlenememesi. Yasakçı belediyeler, şimdi duvar afişleriyle Müslüman halkı, yasa gereği çarşaflı kimlik alınamayacağı kadar, sokakta da dolaşılamayacağı konusunda bilgilendiriyorlar.
Heyhat! Demek ki sokakta İslami çarşafla dolaşmanın, çıplak ya da maskeli olmakla bir tutulduğunu görmek de varmış kısmette. Okullarda türbanın suyu da ısınıyor Belçika'da. Bundan sonrası iskambil kâğıdı.
Demem o ki, Nazlı Ilıcak'ın minik kuşu haklı çıkıp Türkiye'nin AİHM'deki avukatı türban davalarında 'eğitim özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği' sorusuna 'Ediliyor' dese, yani YENİ Türkiye eski Türkiye'yi mahkûm ettirmek istese de.. başaramayacak. Bu konuda yeni Türkiye AB'ye değil, AB eski Türkiye'ye uyum yasaları çıkartıyor artık.